Eski Bursalıların Hatırlayacağı Semboller ve Unutulmaz Karakterler

Eski Bursalıların Hatırlayacağı Semboller ve Unutulmaz Karakterler

Eski Bursalıların gözünden, Bursa‘yı birde eskilerden dinleyin.

Her şehirde olduğu gibi Bursa’da da efsane olmuş ve Bursa’ya mal olmuş bir çok karakter yaşadı. Her gün karşılaştığımız insanlarımız veya sırf görebilmek için yolumuzu değiştirdiğimiz hayvanlarımız vardı.

Belki küçük ayrıntılarda gizli kaldı bu simgelerimiz. Fakat hatırladığımızda geçmiş yılları film şeridi gibi gözümüzden geçmesini sağlayacak ateşlenmiş bir fitil gibiydiler.

Bir çoğunu yeni jenerasyon maalesef bilmiyor. Fakat hatırladıklarında Eski Bursalıların gözleri doluyor. Bu vesile ile eskileri anıp rahmet dileyelim, anılarımızı canlandıralım ve yeni nesile eskileri aktaralım istedik.

Bursa’nın Sembol İsimleri

Deli Ayten

Deli Ayten vardı bir zamanlar Bursa’nın sembolü. Her hafta bir çanta alırdı Ayhan Kundura’dan. İstersen verme! Kırmızı çanta onu çok mutlu ederdi. Kırmızı Ayten’in vazgeçilmeziydi. Bir de kırmızı rujsuz asla gezmezdi. Parfümerilerden parfüm ister ve alırdı. Hele bir istesin de vermesinler! vitrinlerin camları tükürükten geçilmezdi. Teşekkür olarak ise “Ah yavrum..” derdi. Çarşıya geldiği gün esnafın yüzü güler, işler bereketli olurdu.

Eski Bursalıların hatırlayacağı karakterler semboller, Deli AytenYalnızca Eski Bursalıların Hatırlayacağı Karakterler – Deli Ayten

Profesör Yılmaz

Deli Ayten’i eminim yeni jenerasyonda da bilmeyen yoktur. Sosyal medyada son zamanlarda sıklıkla paylaşıldı postları. Ayten’den daha az bilinen birde profesör vardı. Elinde valizi ile Reyhan ve Cumhuriyet caddesi civarlarında gezen. Her ne kadar deli deseler de bir sürü matematik formülünü ezbere bilen bir profesör. Üniversite mezunuydu profesör Yılmaz..

Bursa Heykel ve Civarının Tanınan Simaları

Bursa tarzanı yorgancı Ali Atay, Ulucamii civarında ve her kalkan cenazede görebileceğiniz hafız ve babası sandalyede oturan küçük Hasan, özellikle bayramlarda aynı renk kıyafetleri içinde bebek arabasında çocuğunu gezdiren kontes, Gençosman-Koğukçınar arasında dolaşan deli Mehmet, Kurşunlu’nun Aguşu ve Tophane’de gezen Deli Nuri sayılabilecek diğer simgelerimiz..

Eski Bursalıların hatırlayacağı simgeler isimler, bursa tarzanı ali atayYalnızca Eski Bursalıların Hatırlayacağı Semboller – Bursa Tarzanı Ali Atay

Uludağ’da beyaz köpeği ile yaşayan gerçek Bursa tarzanı Niyazi’yi belki hiç  bilmiyorsunuz. Genç yaşında bir hiç uğruna Işıklar’da kahvehanede öldürülmüştü.

Abdal mahallesi civarında gezen ve dükkanların takvim yapraklarını kopartan Rasim puu’yu bildiniz mi peki? Kapalı çarşıyı her gün dolaşır, takvim yapraklarını günlük olarak o koparırdı. Koparmış olanlardan ceza olarak harçlığını alırdı.

Yeni sinema ve Ünlü caddede Adem, Arapşükrü’de gezen çok yakışıklı Hikmet abiyide anmadan olmaz.

Peki Çekirdekçi İsmail’i hatırlayan var mı aranızda? Eski Bursalıların pantolon paçası kısa birini gördüklerinde “Bu ne böyle Çekirdekçi İsmail gibi” dediklerini bilir misiniz?

80’li yıllarda her kuşak Bursalının vazgeçilmezi Heykel – Postane turlarında sürekli karşımıza çıkan ismini hatırlayamadığımız uzun boylu, kasıla kasıla yürüyen saçları uzun birde abimiz vardı. Her halinden o zamanın pop şarkıcısı George Michael’e kendisini benzetmeye çalıştığı çok belliydi.

Yine Kapalı çarşıda elleri terlikli bir engelli adam ve açık çarşıda görme engelli lastik, iğne ve iplik satan bir hafız vardı her çarşıya çıktığımızda mutlaka gördüğümüz..

Bursa’nın Unutulmaz Karakterleri

Bursa’da eskiden unutulmaz hayvan karakterler de vardı gördüğümüzde bizi mutlu eden..

Ulucamii karşısında Kent pasajı içindeki ayakkabıcıda bulunan maymun ile Kültürpark’ın unutulmaz maymunu Naciye’yi kaçınız hatırlıyor?

Sırf o maymunları görebilmek için kaç kez yol değiştirdik belki de? Zorla Kent pasajına soktuğumuz anne ve babalarımızı da hayırla analım..

Peki ya Mavi köşedeki meşhur eczanenin vitrinindeki muhabbet kuşları geldi mi gözünüzün önüne?

Ya da Tuz pazarında Kuyumcu Apti amcanın vitrinindeki başını sallayan Arap..

Cuma akşam üstleri ortaya çıkıp Heykel’de İstiklal marşı çalıp bayrağı indiren belediye bando takımını hatırlayan kaç kişiyiz?

Biliyor musunuz onları asla sivilken tanımazdık. Ve çocukluk yıllarımızda bize çok farklı, hatta belki de gizemli gelirlerdi.

Eski Bursalıların bileceği isimler sembol karakterler, Bursa bandosu 1954Yalnızca Eski Bursalıların Hatırlayacağı Simgeler – Bursa Belediye Bando Takımı 1954

Bursasporun Efsane Simgeleri ve İsimleri

Bursasporun unutulmaz simgesi Nejat Biyediç, ikiz taraftarlarımız Abdülkerim ve Fehmizat Bayraktar’ı da unutmak mümkün değil elbette..

Yine Bursasporun efsane figürlerinden Amigo Yaşar’ı duydunuz mu hiç? Stadyumun kırk merdivenlere bakan tarafında sol taraftaki tuvaletlerin çatısının üzerin de taraftar saman yolu şarkısını söylerken eşi ile dans ederdi unutulmaz Amigo Yaşar..

Heykelden stada kadar Bursaspor bayrağı ile koşan Amigo Mustafa.. Ardiles ve tabiki Keçi Enver.. ne güzel günlerdi değil mi?

Bursa Erkek Lisesinin unutulmaz müdür yardımcısı Neşet Şen desek yine bir çok eski Bursalı bilecektir.

Yine artık kapalı olan Ayhan Kundura’da Bursa’nın unutulmaz simgelerindendi. Kapalı çarşıda en kaliteli ayakkabılar ve çantalar Ayhan Kundura’daydı. Ve her Bursalının Ayhan Kunduradan mutlaka bir çift ayakkabısı ve bayanların çantası vardı.

Unutulmaz Eski Bursa Sinemaları

O zaman akşam eğlencelerimiz, buluşma noktalarımız sinemalardı.

Ahmet Vefik Paşa Tiyatrosunun altında Marmara çocuk sineması vardı gittiğimiz. Yine unutulmayan Dilek, Tayyare, Yeni, Saray, Sunar, Kısmet ve Renk sinemalarında ne hatıralar biriktirmiştik.

Perşembe akşamları radyo tiyatrosu, cumartesi akşamları Yeşil’den Irgandı köprüsüne inen yolda yazlık Rüya Sineması bir anda aklımıza gelen Bursa anılarımızdandı.

Velhasıl bir başkaydı eskiden Bursa’mız..

Bizim hatırlayabildiklerimiz bunlar. Belki sizde daha fazla hatıra vardır. Aklınıza geldikçe gözlerinizi yaşartan..

Hadi durmayın Bursa’nın nostalji rüzgarına bırakın kendinizi.. dönün eski yıllara.. Size ait olan bir şeyler bulun içlerinden.. bir kare, bir anı, bir parça duygu.. anılarınız bir damla yaş olsun gözlerinizde.. ve biriktirelim hepsini hep birlikte.. Yeni nesile, çocuklarımıza anlatalım aktaralım hatıralarımızı..

Şuanda eser kalmayan Bursa’nın eski güzelliğinden mahrum bırakmayalım yarınlarımızı..

Ardından hey gidi yıllar diyelim ve yeni bir umutla açalım tekrar gözlerimizi Bursa’ya..

Kim bilir geçmişimiz belki yarınlarımıza ışık olur?

Yalnızca Eski Bursalıların Hatırlayacağı semboller ve unutulmaz karakterler yazımızı beğendiyseniz paylaşmayı unutmayın! Sevgiyle kalın.

Yazar: Emrah AKIN

Anılar: Eski Bursalılar – Yusuf Kasar, Utku Gurtunca, Meral Demirer Pazarcık, Ayşe Çipa, Kağan Fırtına, Serap Nurhan Sönmez, Mehmet Bilen, Temel-Macide Işıkkent, Fazile Yalvaç, Korhan Yılmaz, Pinarbaşili Erdem, Mustafa Şahin.

Bursa merkezde gezilecek yerler ile ilgili detaylı bilgi almak için linke tıklayın.

Bursa’da hafta sonu gezilecek yerler hakkında bilgi almak için linke tıklayın.

iznik Gölü Gezi Rehberi

iznik Gölü Gezi Rehberi

iznik Gölü Turu ve Gezisi

Sizleri, eşsiz doğasıyla Türkiye’nin en güzel göllerinden iznik Gölü çevresinde şöyle bir gezdireceğim. 85 kilometrelik bu turdan memnun kalmayandan ücret almayacağım.

iznik Gölü ve çevresinde doğa inanılmaz bereketli. Burada yetişmeyen meyve sebze yok gibi. Ağaçlardaki rengarenk çiçek cümbüşü, bu aylarda gidenleri adeta büyülüyor. Yazın ve sonbaharda ise dalındaki meyve çeşitliliği insanı şaşırtıyor. Gölü tek kelimeyle enfes. Her şeyden önce çevresinde (birkaç köyü saymazsak) yapılaşma yok. Her yer alabildiğine zeytinlik ve meyvelik. Burada nereye bakarsan bak, yeşilden başka bir şey görünmüyor.

iznik-golu-manzarasi

Nedendir bilinmez, İznik gibi gölün çevresi de turizm açısından bir türlü gelişemiyor. Üstelik yöre İstanbul gibi bir metropole, iki semtinde daha yakın mesafede bulunuyor. Hal böyle olunca gölün çevresinin, adam gibi oturulup kalkılacak mekanlarla dolu olması gerekiyor. Ama maalesef öyle olmuyor. Mekanlar, bir ikisi dışında genelde dökülüyor. Bunu her seferinde ısrarla vurgulamam, yöreyi sevmemden; sesimi belki ilgililer, yetkililer duyar da buraya el atar diye ümitlenmemden kaynaklanıyor.

iznik-golu-turu
Neyse, biz bunları düşünmeyi bir yana bırakalım. Bir hafta sonu yollara düşelim. Aracımızın kilometresini Orhangazi’de sıfırlayalım. iznik Gölünü, saat yönünde ve İznik üzerinden turlayıp tekrar Orhangazi’ye gelelim. Bu arada “Can boğazdan gelir” deyip, yolumuz üzerindeki tüm mekanlara uğrayalım. Gözümüze kestirdiğimiz de oturalım. 85 kilometrelik bu turdan alacağımız keyfe bakalım. Gerisini yöre insanı düşünsün; onlar durumlarından memnunsa biz ne yapalım?

Villa Familia
Eski adı “Betülhan” olan Villa Familia (4. km), şimdilerde Orhangazi’deki Familia Otel’e (Tel: 0224 573 9025) bağlı olarak çalışıyor. Yüzme havuzu da bulunan ve bahçesi yazları hayli keyifli olan Familia, bana göre İznik ve çevresinde turiste hitap edebilecek tek konaklama tesisi. Ana binanın yanı sıra, arka bahçesindeki adam gibi bungalovlarda da kalınabiliyor. Havuz barından, restoranından dışarıdan gelenler de yararlanabiliyor. Tel: 0224 573 8140

77 Yalova Çay Bahçesi
Burası (18. km) bildiğimiz çay bahçelerine benzemiyor. Öyle bir-iki fırt çekip kalkılacak yerlerden değil. Son derece sevimli ve sıcak bir mekan. Sabah oturan akşama zor kalkıyor. Dileyen nevalesini yanında getirip bahçesinde piknik de yapabiliyor. Burası, iznik Gölü çevresindeki en doğal ve en sevimli mekanlardan. Üstelik temiz. “Enişte” Muharrem Yılmaz, eşi Semiha’yla birlikte işletiyor. Gidip de beğenmeyenlerin çay parası bana yazılıyor. Tel: 0532 573 4534

iznik-golu-gezisi

Benim Mekanlarım

Rahmi Baba Restoran

Rahmi Baba (73. km), İznik ve göl çevresinin tartışmasız en iyi mekanı. Şimdilerde bayrağı oğul Ferhat Şahin taşıyor. Beyaz Kurt lakaplı, profesyonel dağcı ve yüzünden gülücük eksik olmayan Hikmet Şimşek yönetiyor. Kapalı yeri hangar gibi. Rüzgar, rıhtımında oturanları rahatsız etmesin diye cam döşemişler. Ben bahçesinde, zeytin ağaçları altında, çimlerin üzerine atılmış masalarda oturmayı seviyorum. Yörenin en temiz mutfağı (dileyen elini kolunu sallaya sallaya gezebiliyor) ve tuvaleti burada. Udi Cengiz, her akşam canlı müzik yapıyor. Mezelerde çeşit bol ve ala. Kullanılan malzeme kaliteli. Balıklar canlı ve havuzdan seçmece. Ben 1960’lı 1970’li yıllarda Ankara Kızılay’daki eski Piknik’te (Reşat ve Vahit beylerin mekanını hiçbir yer geçemedi) yediğim ve tadı hala damağımda olan yayın tavadan sonra, bugüne kadar en iyisini burada yedim. Meraklısına öneririm. Önündeki koy, bu aylarda geçiş yapan pelikanların mola yeri. Tel: 0224 582 2165

İmren Izgara

Şehir merkezinde (37. km) ana yol üzerindeki İmren göl çevresinde sayılmazsa da, kendi hesabıma ben her turumda, mutlaka uğrar, enfes köftelerinin tadına bakarım. Burada köfteyi okkayla yesen tadına doyulmaz. Mekanı, Yusuf Akkaş işletir. Geçen gün yine uğradım, Söz verdiği gibi plastikleri porselenlerle değiştirmiş. İyi de kardeşim Yusuf, köfteler yine tabaktan büyük kalmış. Anlaşıldı, tabakları ben alıp sana fatura edeceğim. ( 0224 757 3597)

iznik-golu-kiyi-turlari

Geziyolu

İstanbul – Orhangazi

İstanbul-Yalova

000.0 km. Aracımızın kilometresini TEM gişelerde sıfırlıyoruz…
040.0 km. Araba vapurunda çayımızı içiyoruz. Topçular’a kadar yolculuk 45 dakika sürüyor.
055.0 km. Şimdi Yalova merkezdeyiz.

Yalova-Orhangazi

000.0 km. Kilometreyi, Yalova kavşağındaki Shell’de sıfırlıyoruz.
020.0 km. Orhangazi‘deyiz.

OrhangaziİznikOrhangazi

000.0 km. Orhangazi’ye gelince, İznik-Adapazarı sapağından sapıyoruz. Aracımızın kilometresini burada sıfırlıyoruz. Bizi enfes bir yol bekliyor.
004.0 km. Villa Familia solumuzda.
012.0 km. Rasim Restoran.
018.0 km. Yalova 77 çay bahçesi.
019.6 km. Webster (Istakoz Restoran).
020.0 km. Boyalıca Köyü.
020.8 km. Total.
022.1 km. Petrol Ofisi
022.2 km. Ören Restoran.
031.5 km. Çakırca köyü.
032.6 km. Petrol Ofisi ve Kopuk Restoran sapağı.
036.0 km. İznik.
036.7 km. Solda Petrol Ofisi.
038.0 km. Solda Shell.
038.3 km. Sağa Göl Kapısı-Senato sapağı. Bu yol doğruca sahile gidiyor. Biz direkt devam ediyoruz.
038.6 km. BP.
039.5 km. İznik şehir merkezi.
040.6 km. Opet.
042.0 km. Darka Tatil Köyü (Yazlık evler).
043.5 km. Solda Türk Petrol.
044.0 km. Kavşaktayız; düz gidersek Yenişehir. Biz sağa Gemlik (50 km.) – Bursa (81 km.) yönüne sapıyoruz.
047.8 km. Karacakaya restoran, kamping, plaj.
051.0 km. Göllüce. Sahilinde marketi, kafesi ve balık restoranı (şimdilerde kapalı) var.
058.5 km. Müşküle sapağı. Tarihi çınar, çeşme ve plaj.
062.5 km. Narlıca.
064.8 km. Solda Petrol Ofisi.
068.2 km. Sölöz köyü.
072.8 km. Rahmi Baba Restoran.
073.0 km. Ömer’in yeri Restoran.
073.8 km. Gölyaka Köyü.
074.5 km. Düz gidersek Bursa-Gemlik. Biz sağa Orhangazi yönüne sapıyoruz. Yılmaz Market ve Kasap solumuzda. Buradan itibaren doğa değişiyor, zeytin ve meyve ağaçları yerlerini kıraç bir araziye bırakıyor.Birkaç km. sonra artık göl de görünmüyor. Çevrede bir-iki bostan, fabrikalar ve hurdacılar var.
081.0 km. Kavşaktayız. Sağa saparsak göl kenarındaki çamlığa çıkarız. Biz sola doğru devam ediyoruz.
083.0 km. Bursa-Yalova ana yolundayız. Sola saparsak, Gemlik-Bursa. Biz sağa Yalova yönüne sapıyoruz.
083.5 km. Orhangazi‘de kilometreyi sıfırladığımız noktadayız.

Tatil kurdu / Nadir Elçi

Fotoğraflar : Güven Orman

Etiketler: iznik gölü gezisi, iznik gölü gezi rehberi, iznik gölü seyahat rehberi, iznik gölü gurme rehberi, iznik gölü turu, iznik gölü ne yenir, iznik gölü lezzet durakları, iznik gölü mekan rehberi, iznik gölü gezi rotası

İznik Gölü Genel Bilgiler

İznik Gölü Genel Bilgiler

İZNİK GÖLÜ

Marmara Bölgesinin doğu- batı doğrultusunda peş peşe dizilmiş çukur sistemlerinden Pamukova- İznik – Gemlik Körfezi çöküntü alanı sırasının orta kesimindeki tektonik kökenli bir çukurun dolması ile oluşmuş olup kabaca elips biçimindedir.

Kuzeyinde Samanlı Dağları, güneyinde Avdan Dağı vardır. 298 km2 lik yüzölçümü ile Marmara Bölgesinin en büyük gölüdür. Uzunluğu doğu-batı doğrultusunda 32 km, en geniş yeri 11.5 km’dir. Derin göllerden olan İznik Gölü‘nün büyük kesiminde derinlik 30 m’yi aşar. Gölün güney kıyısının açığında kıyıya koşut olarak 13 km. boyunca uzanan bir çukur vardır. Yaklaşık 60 km. genişliğindeki bu çukurun en derin yeri 65 m’yi bulur. Gölün su yüzeyi ise deniz yüzeyinden 85 m. daha yüksektir.

Gölün su toplama alanı 1246 km2 ’dir. Gölün yağış havzası çok küçük olduğundan besleyici su kaynakları da o derece küçük ve sayıca azdır. En önemli akarsuları güneyde Sölöz’de Kocadere, kuzeybatıda Nadır kaynağı diye bilinen kaynağın beslediği Olukdere, kuzeyde Kurudere, kuzeydoğuda Karadere ve doğuda İznik ilçesi güneyinde Kırandere’dir. İznik Gölü bundan başka dipteki karstik kaynaklar ve yağmur suları ile de beslenir.

İznik Gölü‘nün toplam toprak potansiyeli 6674 ha. olup topraklarının pH’ı 7,8 – 8,5 arasındadır.

Havza içindeki ekonomik faaliyetlerin en önemlisi tarımdır. İznik Gölü ‘nün güney sahili göl kotundan orman sınırına kadar zeytin bahçeleri ile kaplanmış durumdadır. Gölün güney batısında Bursaİznik kara yolundan, batısında ise Bursa – Yalova kara yolundan orman sınırlarına kadar zeytin bahçeleri devam etmektedir. Bu arazide zeytin bahçelerinin yanı sıra, çeltik ekim sahaları, meyve bahçeleri, bağlar ve sebze bahçeleri yer almaktadır.

iznik-golu-zeytin-orhangazi-net

Çevre halkının gölden faydalanışı su ürünleri, sulama suyu ve sanayi suyu temini şeklindedir. Gölde ekonomik değere haiz balık türleri; Sazan, akbalık, çapak, gördek ve yayındır.

Sulama suyu temini iki şekilde olmaktadır: DSİ sulama projeleri kanalı ile sulama ve çiftçinin kendi imkanları ile yaptığı sulama.

DSİ projeleri ile sulanan arazi büyüklüğü 7720 ha’dır. 6235 ha. daha arazinin sulanması için planlama çalışmaları devam etmektedir. Gölden sanayi suyu kullanımı Gemlik Körfezindeki sanayi kuruluşları için su temini şeklinde olmaktadır ve 35 mm3 / yıl’ dır.

Koruma Statüsü:

İznik Gölü 1990 yılında Sit Alanı ilan edilmiştir.

Sulak Alanın Kullanım Durumu:

İznik Gölü bütünüyle tarım alanları ve zeytinliklerle çevrilidir. Tarım alanları için gölden su alınmaktadır.

İznik, Çakırca, Boyalıca ve Gölyaka’da balıkçı kooperatifleri bulunur. Tutulan deniz ürünlerinin başında bir tür mantar hastalığı nedeniyle 1980’lerden beri büyük azalma gösteren kerevit gelir.

iznik-golu-orhangazi-net

İZNİK GÖLÜ ’NÜN KİRLETİCİ KAYNAKLARI

Kirlilik:

Orhangazi’deki sanayi tesislerinden, çevredeki yerleşim birimlerinden ve küçük zeytinyağı fabrikalarından göle atıklar karışmaktadır. Bundan kaynaklanan aşırı yosunlaşma ve toplu balık ölümleri dikkat çekmektedir.

DSİ Genel Müdürlüğü göl içinde belirlenen 9 gözlem noktasında ve Olukludere, Karadere ve Kocadere’de kalite izleme çalışmaları yapılmaktadır.

· Olukludere

Orhangazi ilçesine doğrudan sınır olan deredir. Deredeki suyun kalitesi Yalova yolu köprüsüne gelinceye kadar temizdir. Fakat bu noktada bağlanan Orhangazi ve civarındaki yakın yerleşimlerinin kanalizasyonları ve Orhangazi Belediyesi Mezbahasının atık suları kaliteyi önemli ölçüde etkilemektedir.

· Karadere

Bu derede tespit edilmiş olan kirlilik, zirai mücadele ilaçlarından kaynaklanmaktadır.

· Kocadere

Sölöz‘den akıp göle mansab olan Kocadere, yağış havzası en büyük olan deredir. Sölöz Beldesinin kanalizasyonu buraya deşarj edilmekte olup, Kocadere’nin suyundan yaz sezonu boyunca sulama yapıldığından göle pek fazla su ulaşmamıştır.

İznik Gölü Efsaneleri: İznik Gölü’nün Bilinmeyen Sırları

İznik Gölü Efsaneleri çok anlatılır. Öteden beri İznik Gölü’nün içinde bir ya da birkaç şehrin bulunduğu da söylene gelir. İşte Hoca Saadettin Efendi’nin ( 1536/37-1599) söyledikleri: “Yılın en kurak aylarında su çekilince ortasında bir takım büyük yapılar meydana çıkar. Bunların Nuh aleyhisselamın oğlu Sam’ın yaptırdığı binaların kalıntısı olduğu söylenir. Sam’ın Tufan’dan sonra İznik‘i kurarak buraya yerleştiği meşhurdur.”

İznik Gölü Efsaneleriİznik Gölü Efsaneleri ve İznik gölü ile ilgili anlatılan hikayeler

İznik gölü altında şehir var mı? İznik gölü içinde köy yer alıyor mu?

Ve İznik Gölü Efsaneleri hakkında Raif Kaplanoğlu’nun söyledikleri.”…gerçekten de İznik Gölü ‘nün altında bir şehir var! Belki de birden fazla…” Raif hoca, bu sözlerini alıntıladığım yazısında, okuduklarını, balıkçılardan dinlediklerini ve kendi gözlemlerini aktarıyor. Gerçi ilk alıntıdan söz konusu yerleşim yerinin İznik Gölü’nün altında tufan yüzünden kalmadığı, hatta bizzat adı anılarak ondan sonra kurulduğu anlatılmakta ama, olsun. Sonuçta göçükle, depremle de olsa, su altında kalma motifi var.

Bizde eskiden büyüklerimizden çok eskiden İznik Gölü’nün ortasında bir minare gördüklerini anlattıklarını biliriz. Hayal veya gerçek sonuçta dilden dile dolaşan bir söylenceydi bu.

İznik Gölü Efsaneleri, iznik gölü altında şehir var mıİznik Gölü ile ilgili efsaneler

İznik Gölü Efsaneleri

İşte efsaneler ve işte gerçekler… Her efsane aslında biraz bir gerçekten türüyor. Ortada bir ip var, ona boyuna toz ve tortu yapışıyor. İp kalınlaştıkça kalınlaşıyor, iplik unutulacak hale geliyor.

Ayrıca konuyla doğrudan ilgili olmayan, ya da biraz ilgili olsa da, bizi sığ düşüncelere götürmemesini dilediğim bir iki gözlemi de aktarmak istiyorum. Marmara Denizinin, buranın tabanında yapılan araştırmalar sonucunda, bundan 10 bin yıl kadar önce ve bin yıllığına küçük bir göl olarak varlığını sürdürdüğü ileri sürüldü geçenlerde…

İkincisi, elinize bir Marmara Bölgesi haritası alırsanız, İznik Gölüyle Gemlik Körfezinin, tarihin bir döneminde birbirinden uzak düşmüş iki kitle olduğunu netlikle görürsünüz. Belki aynı şekilde, Uluabat Gölüyle Manyas Gölünün de..

Karalar-sular ve aralarındaki oyunlar!

İznik Gölü Efsaneleri, iznik gölü içindeki köy doğru muİznik gölü altında şehir var mıydı? İznik gölü içindeki köy hikayesi doğru mu?

Evliya Çelebi’nin Gözünden İznik Gölü

 “Kalenin batı kısmındadır. Batıdan Gemlik kasabası körfezine bir ayağı akar. Çevresinde kırk beş parça bağ ve bahçeli, camili, hamamlı, çarşılı köyler vardır. Göl içinde otuz adet balık avlıyan kayık bulunur. En fazla derinliği yirmi kulaçtır. Gölün dört tarafını bir kimse atla bir günde dolaşır. Suyu gayet güzel olduğundan yetmiş türlü balık yetişir. Bunlardan İlhaniye, Ege ve sala balıkları meşhurdur. Hiç kokuları yoktur. Gayet güzel çorba ve tavaları olup kolay hazmedilir. Aynı zamanda çok besleyicidirler. Balıkçılar avladıkları balıkları Yenişehir’e, Gemlik’e ve Pazarköyü’ne (Orhangazi) götürüp satarlar.
Şehrin halkı çamaşırlarını göl suyunda yıkarlar. Hiç sabun sürmedikleri halde yine bembeyaz olur. Bu gölde bir atı yedi gün yıkasalar ve suyundan içirseler eti ve yağı semiz olur. Bu gölde bulunan pullu balık gayet lezzetli olur. Ama tepesinde iki sivri kemik olur ki onu kırmak lazımdır. O kemikler çıkarılmadan pişirilirse balığın eti yemyeşil olur. Yine bu kemiği diğer diri bir balığa saplasalar vücudu mahvolur. Bunun için bu gölde bulunan diğer balıklar kemikli balıktan korkarlar.
İznik şehrinin kıble tarafında ve Arnavud dağının arkasında Bursa Yenişehir’i bulunur. Lodos tarafında, göl aşırı deniz kenarında Gemlik kasabası vardır. Batı tarafındaki Pazarköyü kasabasının minareleri görünür. Doğu yönünde Geyve beş saatliktir. İşte Yenişehir bu kasabaların arasında olup (Engürücük) ve Lefke kasabalarına dokuz saattir.”
İznik Gölü Efsaneleri emin olun dilden dile anlatılan ve günümüze kadar ulaşan yüzlercesine sahiptir. Bizim bildiklerimiz bunlarla sınırlı. Siz farklı İznik Gölü Efsaneleri biliyorsanız yorum kısmına yazın ve yazımıza ekleyelim.
İznik Gölü hakkında daha fazla bilgi almak için buraya tıklayın.
İznik’te gezilecek yerler ve Orhangazi’de gezilecek yerler hakkında detaylı bilgi almak isterseniz linklere tıklayabilirsiniz.
Sizleri İznik Gölü ile ilgili fotoğrafların ve bilgilerin paylaşıldığı Facebook.com/iznikgolu sayfamıza da bekleriz. 🙂
Özel Araştırma – Her hakkı saklıdır © Orhangazi Şehir ve Firma Rehberi | Bursa Orhangazi | Orhangazi.net

İznik Gölü Balık Türleri: İznik Gölünde Yaşayan Balıklar

İznik Gölü Balık Türleri: İznik Gölünde Yaşayan Balıklar

İznik Gölü Balık Türleri fabrika atıkları ve yöre halkının bilinçsiz davranışları sebebiyle ciddi tehdit altında. Evliya Çelebi Seyahatnamesinde İznik Gölünden “Burası beşinci iklimin yaşandığı yerdir. Suyu ve havası çok güzeldir. Bu gölün çevresinde 45 tane köy vardır ki, bunlar bağlı bahçeli, camili, hamamlı, küçük birer çarşılı mamur köylerdir. Bu gölün suyunda civar ahali çamaşır yıkar. Hiç sabun sürmedikleri halde yine de bembeyaz olur. Bu gölde 70 çeşit balık bulunur.” diye söz eder. Fakat son yıllarda İznik gölü balık türleri arasında bırakın 70 çeşidi 10 çeşit balık ya vardır ya yoktur.

İznik Gölü Balık Çeşitleri

 

İznik Gölü Balık Türleri,Aynalı sazan balığı

Aynalı Sazan Balığı (Cypnnus carpio)

İznik Gölü Balık Türleri arasında pullu sazanın çıplak-çizgili ve aynalı sazan olarak adlandırılan yan türlerinin üretime en elverişli olanıdır. Kolay ürediği için çeşitli yörelerde ve özellikle baraj göllerinde üretimi yapılmaktadır. Yaşam öyküsü pullu sazan gibidir. Ekonomik değeri çok yüksektir. Çeşitli ülkelerde yılda 200,000 ton sazan üretimi yapılmaktadır.
İznik Gölü Balık Türleri, Çapak balığı

Çapak Balığı (Abramis brama)

Marmara ve Karadeniz’in akarsu ve göllerinde, bazı türleri de Ankara ve Kırşehir yörelerinde yaşar. Boyu ortalama 30-40 cm’den 70 cm’ye, ağırlığı ise 3 kg’den 6 kg’ye ulaşabilir. Kurtlar, böcekler ve yosunlarla beslenir, 10 yıl yaşayabilir. Mayıs-Haziran ayları arası yaklaşık 100 bin yumurtayla üreme yapar. 1 kg’nin üstündekilerin eti lezzetli, küçükler ise yem veya av balığı olarak değerlidir.

İznik Gölü Balık Türleri, Dikence balığı

Dikence Balığı (Gasterosteus aculeatus)

    Denizlerin kıyı kesimlerinde, nehirlerin denize karışan acı su bölgelerinde ve zaman zaman nehirlerde yaşayan küçük bir balıktır. Boyu 7-9 santimetre olup vücudu kalın pullarla kaplıdır. Çeşitli renklerinin güzelliği ve 300-1000 dolayında yumurtasının erkek balık tarafından bir yuva yapılarak korunması, dikenceyi ilginç bir doğa olayı yapar. Ekonomik bir değeri yoktur. Şuanda İznik gölü balık türleri arasında yok desek yeridir.

 

İznik Gölü Balık Türleri,Gördek balığı

Gördek Balığı (Ruülus rubilio)

Kızılgöz ailesindendir. Kuzey Ege, Marmara ve Trakya’da, fazla hareketli olmayan akarsuların zengin bitkili kıyı bölgelerinde yaşar. Kış aylarını daha derince sularda geçirir. Kurtlar, böcekler, kabuklular ve böcek-sinek larvalarıyla beslenir. Boyu 15-20, en çok 25 cm olur. Nisan-Mayıs ayları arası ürettiği yumurtalarını bitkilerin arasına bırakır. Besin değeri yoktur, av yemi olarak değerlendirilir. İznik gölü balık türleri arasında nesli tükenen balıklardandır.

 

İznik Gölü Balık Türleri,gümüş balığı

Gümüş Balığı (Atherma boyeri)

Denizlerimizde yaygın olan gümüş balığının Sapanca, İznik ve Köyceğiz göllerinde yaşayan bir türüdür. Sıcak sularda böcek larvaları ve sualtı hayvancıklarıyla beslenerek yaşar. Mayıs-Eylül ayları arasındaki üreme devresinde yaklaşık 600 yapışkan yumurtasını kumlu, çakıllı zeminlere bırakır. Su yüzeyine yakın yerlerde sürü halinde dolaşırken su kuşlarına yem olur. Eti yenebilir. 1950-1960 yılları üreticiliğinde yem olarak veya balık unu endüstrisinde değerlendirilir.

 

İznik Gölü Balık Türleri, horozbina kaya balığı

Horozbina Kaya Balığı (Parablennius gattorugine)

    Dalgalı sahillerin taşlık, kayalık ve yosunlu bölümlerinde gizlenerek, çoğunlukla çift yaşar. Çeşitli türleri olduğu gibi tatlı sularda yaşayanları da vardır. Yaşam şartlarına göre böcekler, kurtlar ve balık yumurtalarıyla beslenir. Eti lezzetsiz, sert ve kılçıklıdır. Bu nedenle ekonomik değeri yoktur. Bahar ve yaz sürecinde erkeklerin ustaca hazırladıkları taş oyukları, midye, istridye kabukları arasına dişiler, 2,000-15,000 yumurta dökerler. Erkekler de 20-25 günlük kuluçka döneminde bazen dalgalar içinde atlaya atlaya yumurtalara bekçilik yaparlar.

 

İznik Gölü Balık Türleri çeşitleri

Horozbina Kaya Balığı (Blennius fluviatilis)

    Marmara, Ege ve Akdeniz akarsuları ve bunların deniz karışımı acı su bölgelerinde yaşar. Boyları denizde yaşayanlara göre daha küçüktür. 8-12, en çok 15 santimetre, Akdenizdeki türleri ise 20 santimetreye ulaşabilir. Su altındaki küçük hayvanlar veya böcek larvalarıyla beslenir. Yaz aylarında üreyip yumurtalarını taşlar ve midye kabukları arasına ustaca gizler. Çıplak ve pulsuz derisi, yapışkan bir sıvı ile kaplıdır. Ekonomik bir değeri yoktur.

İznik Gölü Balık Türleri kadife balığı

Kadife Balığı (Tınca tinca) 

    Kuzey bölgelerimizin bol bitkili, durgun ve yavaş akıntılı sularında yaşar. Genelde 30-40, en çok 60-70 cm boyda olur. Planktonlar, küçük balıklar ve yumuşakçalarla beslenir. Gündüzlerini dipte geçirir, geceleri ise avlanır. Mayıs-Haziran ayları arası üreme yapar. Eti lezzetlidir. Sazan yetiştiriciliğinde yardımcı olarak düşünülen bir balıktır. Sportif yönü zevklidir. İznik gölü balık türleri arasında nesli tükenen balıklar arasında sayılabilir.

 

İznik Gölü Balık Türleri, kızılkanat balığı

Kızılkanat Balığı (Scardinius eıythrophthalmus)

Kuzey Anadolu’da soğuk olmayan ağır akışlı nehirler, göl ve göletlerin yumuşak tabanlı zeminlerinde, yumuşakçalar ve bitkilerle beslenerek 10-11 yıl yaşar. 20-40 cm boy ve 200-400 g. ağırlıkta olur. 3-4 yaşında olgunlaşıp kg/ağırlığına 600 bin yumurta döker. Eti lezzetli, fakat çok ince kılçıklı olduğu için makbul değildir. Turna gibi yırtıcı balıklar için değerli bir yemdir. İznik gölü balık türleri arasında yok denecek kadar azdır.
İznik Gölü Balık Türleri Levkit balığı

Levkit Balığı (Rutilus frisu)

Karadeniz’in doğu ve batısıyla Trakya’daki nehirler ve bu nehirlerin denizle karışımı acı su bölgelerinde ve göllerde yaşar. Genelde 40-50, en çok 70 cm boy ve 5 kg ağırlıkta olabilir. Küçük balıklar, kurtlar ve böcek yumurtalarıyla beslenir. Nisan-Mayıs aylarında nehirlerin içlerine ve göllere girerek üreme yapar. Etinin besleyici yönü nedeniyle ekonomik değeri olduğu gibi, amatör olta avcıları için de kıymetlidir. İznik gölü balık türleri arasında nesli tükenmiştir.

 

İznik Gölü Balık Türleri pullu sazan

Pullu Sazan Balığı (Cyprinus carpio)

    13.-14. Yüzyıldan beri kültür üretimi yapılan, kolay yetişen, eti lezzetli, ekonomik değeri çok yüksek bir balıktır. 3-4 yaşlarında olgunlaşıp 200-300 bin yumurta verir. Ortalama 30-40 cm boy ve 500-bin g. ağırlıkta olur. Sportif avcılığı değerlidir. Su böcekleri, kurtlar ve diğer hayvanlarla beslenir.

İznik Gölü Balık Türleri yayın balığı

Yayın Balığı (Silunıs glarıis)

    Akarsu ve göllerde yaşayan balıkların en büyüğü ve aynı zamanda en uzun yaşayanıdır. Ortalama 1-2m’den 3 m’ye kadar boy ve 150 kg ağırlığa erişebilir. 35-40 yıldan 100 yıla kadar yaşayabilir. Yavaş akan nehirler ve göllerde, dipte hareketsiz yatarak yaşar. Etobur bir balıktır. Su altındaki bütün hayvanları yiyebilir. Mayıs-Haziran ayları arasında, gece sessizliğinde yumurta döker. Dişileri ağırlığına oranla kg başına 7 bin-25 bin yumurta döker. Tatlı su balıkları içinde eti en lezzetli olanlardan biridir. Ekonomik değeri çok yüksektir. İznik gölü balık çeşitleri arasında şuanda uzun ömrü kolay üremesi sebebiyle en çok rastlanılan balıktır.

İznik gölü balık türleri yetkili kişilerin müdahalesi ile bizce acil olarak koruma altına alınmalıdır. Suyun tarımsal ilaçlar üzerindeki etkisini kırmak için salma sulama yerine köylüler damla sulamaya geçmelidir. Artezyen ve yüzey suyu kullanımı yaygınlaştırılmalı ve yöre halkı bilinçlendirilmelidir. Tarımsal ilaçların kutularının dahi özel olarak saklanıp imha edilmesi gerekirken, çiftçiler maalesef tanklarını gölde yıkayarak kirliliğin artmasına ön ayak olmaktadırlar. Bununla birlikte İznik Gölü çevresinde gerçekleştirilen yapılanmalar, yerleşim alanlarında oluşan fosseptik birikimlerinin yeraltı suları ile göle sızması, göl suyunu kirleten önemli unsurlardır. Çevredeki yerleşim birimlerinden ve küçük zeytinyağı fabrikalarından göle atıklar karışmaktadır. Bundan kaynaklanan aşırı yosunlaşma ve toplu balık ölümleri dikkat çekiyor. Bölgedeki tarımın bilinçli yapılmasının İznik Gölü’nün geleceği ve İznik gölü balık türleri için önemli olduğunu hepimiz bilmek zorundayız. Bu gerçekle şuanda yüzleşmezsek bizi ve çocuklarımızı yakın gelecekte çok daha acı bir tablo beklemektedir.

İznik Gölü hakkında daha fazla bilgi almak için linke tıklayın.

İznik hakkında bilgi almak için linke tıklayın. İznik gezilecek yerler ile ilgili Gurmex harika bir makale yazmış ona da göz atabilirsiniz.

Özel Araştırma – Her hakkı saklıdır © Orhangazi Şehir ve Firma Rehberi | Bursa Orhangazi | Orhangazi.net

Ferit Uçar : Amerika’yı Sallayan Orhangazili

Ferit Uçar : Amerika’yı Sallayan Orhangazili..

İlçemizin Yenigürle Köyünde doğdu, bilimin efendisi oldu. ABD’nin 7 üniversitesi genç dahiyi almak için birbiriyle yarıştı..

Ferit Uçar..  Orhangazi ilçemize bağlı Yenigürle Köyünde çiftçilikle geçinen Hüseyin Uçar’ın dört çocuğunun en küçüğü olarak dünyaya gözlerini açtı. İlkokulu köyünde okuyan Ferit, zekasıyla ailesinin dikkatini çekti. Ancak liseye kaydolacağı zaman lise müdürü Ferit Uçar‘ı okula kabul etmek istemedi: “Köy okullarında şişirme not veriyorlar. Siz bunu meslek lisesine yazdırın, elinde mesleği olsun” dedi. Ferit‘in eniştesi araya girdi ve kayıt gerçekleşti. Lise 3’e geldiğinde ilçede açılan yeni bir dersanenin seviye tespit sınavında başarılı oldu ve indirimli olarak eğitim görme hakkını kazandı. Ferit okulu birincilikle bitirdi. Ardından Koç Üniversitesi Matematik Bölümünü burslu olarak kazandı, çift anadal programı sayesinde hem matematik, hem de ekonomiden mezun oldu. Ferit‘in dehası, Amerikalıların da dikkatinden kaçmadı. Doktora zamanı geldiğinde Chicago, Princeton, Wisconsin- Madison, Minnesota, Los Angeles, Columbia ve Rochester üniversiteleri Ferit‘e tam bursla eğitimin kapılarına açtı.

İstanbul, yaşamını tamamen değiştirdi. Üniversitede çift anadal programı sayesinde matematiğin yanı sıra ekonomi eğitimi de gördü. Ferit Uçar, üniversite yıllarını şöyle anlatıyor: “Koç Üniversitesi’nin çeşitli bölümlerinde part-time işlerde çalıştım. Son iki yılımda araştırma ve ders asistanlıkları yaptım. 1.5 yıl merkezi Londra’da bulunan Sage Publications’ın çıkardığı International Journal of Cross Cultural Management dergisinin editör asistanlığını yaptım. ABD’ye doktora için başvurma fikrimi, üniversitedeki profesörlerime açtım. Onların referanslarıyla, ABD’nin ekonomi alanında en iyi 15 okuluna başvurdum. Bunların 7’sinden tam burslu kabul aldım.Chicago, Princeton, Wisconsin-Madison, Minnesota, Los Angeles (UCLA), Columbia ve Rochester üniversiteleri arasında tercih yapmakta zorlanan başarılı genç, sonunda dünyanın 100 ayrı ülkesinden 14 binin üzerinde başvurunun yapıldığı New Jersey Eyaletindeki Princeton‘da karar kıldı.

ferit-ucar-abd-yi-sallayan-turk

En İyi Ders Veren Eğitmen..

Ferit Uçar‘ın tercihi, dünyanın en prestijli üniversiteleri arasında ilk sırada yer alan Princeton oldu. Burada doktorasını tamamlayan ve ekonomi dersleri de veren dahi Türk, öğrencileri tarafından ‘en iyi ders veren eğitmen’ seçildi. Doktorasını tamamlayan Ferit Uçar, enerji projeleri üreten Apprise şirketinden ortaklık teklifi aldı. Teklifini kabul eden dahi genç, ABD’nin bu köklü kuruluşunda görev alacak ilk Türk olacak. yurt dışında enerji projeleri üretecek tek Türk olacak..

Ferit Uçar, bundan sonraki planlarını şöyle aktardı: “Doktora sonrası, ABD’de 15-20 yıl akademisyen olarak çalıştıktan sonra edindiğim bilgi ve birikimi başka alanda değerlendirip ülkeme hizmet etmek istiyorum. Bu, siyaset veya danışmanlık olabilir.” Başarısının kaynağını kendisinin de tam olarak bilmediğini aktaran Ferit Uçar, “Önce şans faktörü geliyor tabii” diyor ve ekliyor, “Uzun süreli ders çalışmam. Ancak günün hangi saatinde zihnimin açık olduğunu bilir ve o saatlerde konsantre olarak en ince detayına kadar anlamaya çalışırım.

ferit-ucar-kimdir-amerika-turk-basari-hikayaleri-oykuleri-ornek-basari

Başarı Öyküsü” dendiği zaman genel olarak sıfırdan başlayıp zengin olan insanların öyküleri akla gelir. Yazılı ve görsel iletişim araçlarında da “Başarı öyküleri” kazanılan servetlerin öyküleridir. İçinde bulunduğu güç koşulları yenip de kendine yaşamda yol açan insanların öyküleri aslında “Örnek yaşam öyküsü” dür..

Ferit Uçar‘ın zekası ve azmiyle elde ettiği başarı, imkan verildiğinde insanın neleri başarabileceğinin bir kanıtı..

Ferit Uçar, Orhangazi‘nin gururu..

Şevket Başol: Yenisölöz’den Dünya’ya Şifa Dağıtan Eller

Şevket Başol Kimdir? Masörlük Mesleğine Nasıl Başlamıştır?

Şevket Başol, 1933 doğumludur. Bu mesleği Drama Pepeleçli olan amcası Hüseyin’den öğrenmiş.

Yenisölöz‘ün belki de en tanınmış kişisi olan rahmetli Şevket Başol, Kıbrıs, Almanya, İsviçre, Belçika, Hollanda ve Türkiye’nin dört bir yanından gelen hastalara şifa dağıtan bir kırık-çıkık uzmanı.

Başol Ailesi Kimdir?

Baba Şevket Başol ve oğulları Turan Başol ve Metin Başol kardeşler Bursa Orhangazi‘nin Yenisölöz Köyünde 50 yılı aşkın bir süredir gece gündüz tatil bayram demeden halka hizmet ediyor. Ağrılar nedeni ile hayattan bezmiş olan, özellikle bel ve boyun bölgelerinde fıtık oluşan hastalarına yürekleri ve deneyimli elleri ile masaj terapi hizmetleri veriyorlar. Güler yüzlü ailenin masör geleneği nesillerdir elden ele devam ediyor.

Şevket Başol, yenisölöz masör kırıkçı şevket

Kırıkçı Şevket Masörlük Mesleğine Nasıl Başladı?

83 yaşında hayata veda eden rahmetli Şevket Başol küçük yaşlarda yetenekleri ile dikkat çekti. Köyde bulunan hayvanların kemiklerini inceleyerek, sakatlanmış olan kuzuların bacaklarını ve kemiklerini düzeltip tedavi ediyordu. İnsan vücut anotomisi hakkında olan merakını ve ileride gerçekleşecek becerilerini ailesine ve etrafına göstermeye başladı. 7 kardeşli bir ailenin bütün yükü 46 yaşındaki babasının vefat etmesi üzerine kendisine kaldı.

Çobanlarla hayvanların otlatılmasını sağlıyor. Zeytin bahçelerinin bakımı ve toprak sahiplerinin tarlalarını babasının vefatından sonra aldığı 2 çift öküz ile sürüyordu. Hem ailesinin bakımıyla uğraşıyor hem de bir yandan kalan kısıtlı vakitlerinde masör olan amcasının yanına giderek onun çıraklığını yapıyordu.

İlerleyen zamanlarda bir gün amcası kendisini yanına çağırarak aile geleneği ve mesleği olan masörlüğü oğullarının ilgisi olmadığını dile getirmiş. Ve Şevket beyde görmüş olduğu yetenek neticesinde kendisine öğreteceğini söylemiştir. Şevket Başol ‘da zamanla amcasından bütün mesleğin sırlarını öğrenmiştir.

Yenisölöz Masör Şevket Başol Çok Yardım Severdi 

Ve Halk hekimi olarak kırık çıkık konusunda ve masaj yöntemleri konusunda hizmet vermeye başlamıştır. Kırık çıkık konusunda sadece gençlik dönemlerinde halka yardımcı olmuştur. Çünkü müteala dönemlerinde alçı doktor bulmak gerçekten zordu. Halk hekimi olarak ceviz kabuklarından alçı yaptığı ve yardımcı olduğu dönemler olmuş.

Ancak şuan kırık çıkık konusunda kendisine gelen insanları hastane doktorlarına yönlendiriyor ve yanlış bilinen hususlarda halkı bilgilendiriyor. Şevket Başol ve oğulları Turan Başol ile Metin Başol için kurslara da giderek masörlük konusunda aile geleneği olan yeteneklerini bilimle birleştirmiştir.

Günlük bir mesai anlayışı olmadan kendilerinden yardım isteyen bütün vatandaşlara masajla boyun bel fıtıklarının terapilerle tedavisinde yardımcı oluyorlar.

Bursa Yenisölöz Fıtıkçı

Bursa’da herkesin Fıtıkçı olarak tanıdığı rahmetli masör Şevket bey, iki oğluna da fıtık oluşacak bölgeler hakkında bilgiler verip yetenekleri geliştirmelerini sağlamıştır.

Bel ağrısı ile kıvranan hastaların birkaç gün sonra kendilerini daha iyi hissettiklerini, birçok vatandaşın da ameliyat olmaktan yapılan masaj sayesinde kurtulduğunu anlatıyor. Şevket Başol, İstanbul ve Bursa’nın yanı sıra, birçok şehirden ve ülkeden insanların Yenisölöz köyüne geldiklerini ve bir nevi çok kalpten bağlı oldukları ve eserler bırakmak istedikleri vatanlarının ve devletlerinin fahri turizm elçiliklerini de yaptıklarını aktarıyor.

Şifa bulan herkesin mutlaka bir gün arkadaşına kendilerini tavsiye ettiklerini ve dürüstükleri ile Başol Ailesinin isimlerini tarihe not düştüklerini söylüyor.

1986’da oğlu Metin’i, 1989’da da Turan’ı yetiştirmeye başlayan Başol oğullarına da bu mesleğin sırlarını öğretiyor.

Kırıkçı Şevket’in dünya çapında hastaları var

Önemli müşterilerinden ilk akla gelenlerini saymasını istediğimizde milletvekillerinden tutun da bir İsviçre ilaç firması olan Nutra Sweet AG’nin müdürü Tibor von Mérey’i ilk aklına gelenler arasında sayıyor. Bakanlardan, büyükşehir belediye başkanlarına, ünlü sanatçılardan sporculara kadar birçok hasta, yaptıkları masaj sayesinde sağlığına kavuşuyor.

Doktorlar ile sürekli koordinasyon sağladıklarını ve karşılıklı tamamlayıcı tedavi olarak birbirlerine yönlendirdiklerini söylüyor. Başol Ailesi, fıtık olan bölgede elle manipülasyon yaparak sıkıntının dağılmasını sağlıyor. Kırık ve çıkık konusunda da uzun yıllardır oluşan tecrübeleri ile vatandaşlara yanlış bildikleri uygulamalar konusunda bilgilendirme anlamında yardımcı oluyorlar.

Bel ve Boyun Fıtığı, Kırık, Çıkık, Burkulma ve Eklem Kireçlenmeleri

Şevket Başol her insanın 221 kemiği olduğunu ve ellerini kullanarak rahatsızlığın kaynağını ve sebebini saptayıp çözebildiğini söylüyor. Bel ve boyun fıtığı, burkulma, eklem kireçlenmeleri ise uzmanlık alanına giriyor. Türkiye’nin dört bir köşesindeki doktorlar ve profesörler de rahmetli Şevket beyi destekleyerek ona fikir danışıyorlar ve tedavi için bu kişilerce çağrılıyor. Bu zamana kadar tedavi ettiği kişilerden hayır dua harici hiçbir tepki almadığını bu işi para için yapmadığını belirten rahmetli Kırıkçı Şevket “Ben hastalarımdan normal bir doktorun aldığının çok ama çok daha azını alıyorum. Bazen birçoğundan da almıyorum.” diye ekliyor.

Özellikle öğretmen, öğrenci, asker ve şehit ailelerinden para almadığını görüyoruz. Hastaların çoğu doktorlardan yarar görmeyenler. Ellerini kullanarak ve bazı bitki özleri ile yaptığı ilaçlardan faydalanarak tedavilerini gerçekleştiriyor.

Şevket Başol, yeni sölöz masör kırık çıkık şevket

AĞIR KALDIRIRKEN DİKKAT EDİN!

Boyun fıtıklarında en önemli unsurun terli vücuda karşı açılan klimalar, bel fıtığında ise dengesiz ve ağır eşya kaldırmalar olduğuna dikkat çeken Şevket Başol, Turan Başol ve Metin Başol ailesi “Maalesef sağlığın kıymeti yerinde iken pek anlaşılmıyor, sağlık elden gittikten sonra insanlar ızdırap çekerken kıymetini anlıyorlar. Onun için ağır kaldırırken çok dikkatli ve mümkün ise ikiye bölerek daha az ağırlığı götürmek gerekiyor. Ayrıca çağımızın hastalığı olan şişmanlık sebebiyle de vücut fazla yük taşımaktan fıtık oluşuyor. Bu yüzden dengeli beslenmeli, dengeli ve çok hareket etmelidir. Eski insanlar bellerine kuşak bağlayıp orayı muhafaza ederlerdi. Günümüzde kuşak kullanımı azaldı. Ancak ağır taşıyanlar mutlaka kuşak kullanmalıdırlar” şeklinde bilgiler veriyor.

Şevket Başol 51 yıldır şifa dağıtıyor

Yenisölöz’de 51 yıldır şifa dağıtan Şevket Başol ‘un büyük oğlu Turan Başol’da, haftanın 5 günü Bursa Bağlarbaşı’nda ki yerinde vatandaşlara hizmet veriyor.

Birçok ünlünün sağlığına kavuşmasında emekleri olan Şevket Başol ve oğulları, Sabah 09:00 ile 21:00 saatleri arasında Orhangazi’nin Yenisölöz köyüne gelenlere hizmet veriyorlar.

İstanbul’dan gelirken Orhangazi 2. ışıklardan göl yoluna devam edip 15 km. sonra, Anadolu’dan gelirken Gemlik’i geçtikten sonra Karsak boğazından sağa doğru İznik yoluna girdikten sonra 10 km. ileride sağ tarafta kalan Yenisölöz köyüne ulaşabilirsiniz.

Detaylı Bilgi İçin: http://yenisolozmasor.com

Gedelek’te Ermeni Katliamı 1921

Gedelek’te Ermenilerin Yaptığı Katliam – 1921

Gedelek’in üst kısmında da komşu Benli ve Yukarı Benli adlı Ermeni köyleri bulunmaktaydı. Türk ve Ermeniler 1921 yılına kadar komşu köyler olarak yüzyıllarca barış içinde yaşamışlar, Gedelek’teki ipek böcekçiliği ve zeytin bahçelerinin bakımında Benli’li Ermeniler kuşaklar boyu Gedelek’te Türklerle beraber çalışmışlardır. 1915’deki tehcir olayları esnasında da bu durum hiç değişmemiş, dostluk devam etmiştir. Ama ne yazık ki Yunan’ın Gemlik‘i ve köylerini işgali ile komşu Ermeni köyleri Türk köylerine karşı birden bire vahşi ve insanlık dışı saldırılarına başlamışlardır.

1921’de Yunan askerlerinin baskısı ve köylerine hiç dokunulmayacağı gibi yalanlarla Gedelek‘te Köy Muhtarı Osman Efendi ikna edilmiştir. Muhtarın yardımı ile köyden iki kağnı dolusu silah Yunan askeri tarafından toplanmıştır. Bu şekilde Gedelek halkı Yunanlılar tarafından silahsız ve savunmasız bırakılmıştır. Bunun üzerine Benli Ermenileri’de “Gedeleği bize bırakın, biz yakacağız” deyip köye el koymuşlardır. Neticede silahsız kalan Gedelek halkına özellikle geceleri komşu Benli Köyü Ermenileri eziyet etmeye ve mallarını yağmalamaya başlamışlardır.

O esnada köy, askerde olan gençlerinin yokluğundan dolayı çoğunluğu kadın ve çocuklar ile bazı ihtiyarlardan ibarettir. Kadınların bir kısmı Ermeni erkeklerinin tecavüzünden, sarkıntılığından korunmak gayesiyle Ali Çavuşların evinde toplanıp yüzlerine mayıs (hayvan dışkısı) ve çamur sürerek evlerde gizlenmeye, tecavüzden korunmaya çalışmışlardır. Ertesi günü evlerine sığınmış Türk köylüleri zorla Hacı Osman YILMAZ’ın evine doldurulmuş ve içeriye pencereden el bombaları atılarak topluca katledilmişlerdir.

Bombalanan evden yaralı kurtulan tek kişi o zamanlar 11 yaşındaki kız çocuğu olan Paslıoğulları’ndan Hayriyedir. Hayriye (ERDEM) yanı başındaki annesinin beyninin parçalanarak öldüğüne şahit olmuş kendisi de çenesinin el bombasından parçalanıp kopmasıyla ağır yaralanmıştır. Ermeniler köyü yağmaladıktan sonra evlerin tamamını ateşe vermiş ve köyde ağır yaralı Hayriye’den başka kimse kalmamıştır. Küçük ve yaralı kız köy hamamı taştan olduğu için yanmayan tek yapı olduğundan gece hamamın içine sığınıp gündüz su birikintisinden ayakkabısının içine su doldurup (su su diye) inleyen yaralılara su taşımıştır. 15 gün kadar sonra köye dolaşmaya gelen yağmacı bir Ermeni onu at arabasına bindirip Kumla Camisindeki mülteci olan Türklerin yani Gedelek ve civar köylerden kaçıp camiye sığınanların yanına götürmek için almış ama Açmalar Mevkisinde birden kızı saçlarından tutarak kara diken öbeğinin içine fırlatıp atmış ve kızcağızı bırakıp gitmiştir. Çalıların içinde 3 saat kadar acı içinde kıvranırken yine yağmacı bir başka Ermeni onu dikenlerin içinden çıkartıp, dikenlerini temizleyip at arabasına battaniyenin altına yatırmak suretiyle Kumla’ya getirmiş, Caminin minaresini gösterip ‘sizinkiler orada hadi git’ deyip göndermiş, Camideki mültecilerin içinde akrabalarıyla buluşup ölmekten kurtulmuştur. Çenesi kopuk olduğu için yüzünü bütün hayatı boyunca örtü ile gizleyen bahtsız Hayriye’nin yemek yediğini hiç kimse görmemiştir. Zavallı kadın hiç evlenmeden, kız olarak 1972’de 64 yaşında vefat etmiştir.

Hacı Osman’ın evinde el bombalarıyla öldürülenlerin cesetleri daha sonra zeytin merdiveni ile içeriden taşınıp pis su kanalı olarak kullanılan hendeğe birbiri üstüne Benli’li Ermeniler tarafından atılmıştır. Canlarını kurtaranların bir kısmı da Güney pınarında toplanarak Kumla istikametine kaçıp oradan Hilâli Ahmer (Kızılay) gemisi ile İstanbul’a Selimiye Camisine getirilmişler ve yıllarca orada sığınmışlardır. Köylünün diğer bir kısmı da Karamürsel yönünde kaçarak Türk ordusuna sığınmak için Eskişehir’in İnönü bölgesindeki çadırlarda yıllarca konaklamıştır. Kurtuluş Savaşı’nın kazanılması üzerine köyüne dönenler Gedelek’in tamamen yok olup, yakılmış ve yıkılmış olarak görmüşlerdir.

gedelek-koyu-ermeni-katliami-1921-orhangazi

1921 Ermeni vahşetinde Gedelek‘te ölen Gedelekliler şunlardır;
Ali kızı Sara (20 yaş), (Hacı Osman’ın oğlu Yahya’nın 2 aylık karısı, yani yakılan evin gelini), Ali kızı Halime (25 yaş), Mehmet kızı Hatice (12 yaş), Ali kızı Zehra (35 yaş), Mustafa oğlu İsmail (55 yaş), Mustafa oğlu Ahmet (50 yaş), Raif oğlu İsmail (40 yaş), İbrahim oğlu Recep (45 yaş), Hüseyin oğlu Hüseyin (30 yaş), Ali oğlu İbrahim (15 yaş), İbrahim oğlu Hafız (15 yaş), Abidin oğlu Hasan (35 yaş), Maraz Ömer’in Salih (38 yaş), Ali efe oğlu Ali (18 yaş), Mehmet oğlu Ali (45 yaş), Karabeyoğlu Hüseyin (12 yaş), Karabeyoğlu Mehmet (2 yaş), Kocakülahoğlu Hasan (50 yaş), Köseoğlu Recep (52 yaş), Kuru Osman Dayı (45 yaş), Kezban’ın Mehmet (45 yaş), Mehmet oğlu İbrahim (28 yaş), Yaslı oğlu Hasan (3 yaş), Abidin’in eşi Hatice (18 yaş), Aşık’ın Hasan (20 yaş), Ali Köse’nin Halil (35 yaş), Kamil Çavuş (45 yaş), Hacı Salih (60 yaş), Mehmet oğlu Ahmet (10 yaş), Hacı Osmanoğlu Celal (7 yaş), Umurbeyli Atçılardan Mehmet (25 yaş), Nazife (16 yaş), Fatma (20 yaş), R. Mehmet’in eşi Emine (20 yaş) adlarında 34 masum Türk öldürülmüştür.

Ne gariptir ki İstanbul’daki camilere sığınarak vahşetten kaçabilen Gedelek köylüleri dahil olmak üzere hiçbir Türk, İstanbul’daki Ermenilere bu olayların bedelini ödetmeyi düşünmemiş, bunu aklından bile geçirmemiştir. Bu üstün Türk ahlâkının bir diğer göstergesidir.
Yukarıda anlatılan Gedelek’teki Ermeni vahşeti sadece bir örnek olaydır. Aynı bölgede Orhangazi (Pazarköy), Çeltikçi, Gemiç, Narlıca, Cihanköy, Gürle, Karsak, Dutluca, Çakırlı, Keramet, Heceler, Üreğil köylerinde benzer vahşeti yapanlar hep civardaki Ermeni köyleridir. Aynı tarihte Yalova Çınarcık’ta da yüzlerce Türk camiye doldurulup Ermenilerce yakılarak katledilmişlerdir. Ermenilerin tüm Osmanlı’da Türklere yaptıkları yanında Gedelek katliamı denizde bir damla sayılabilir. Marmara Bölgesi’nde İstanbul’a kuş uçusu 100 km. mesafedeki bu Türk köyüne ortada haklı hiçbir sebep yokken bu vahşeti yapan Ermeninin Rus ordusuyla birlikte savaş bölgesi olan Doğu Anadolu’da Türklere yaptığı ise tam bir soykırımdır. Evet 1915-1923 arasında Ermeni soykırımı olmuştur. Bu soykırımda Soyu kırılan Türklerdir, soykırımcı Ermenilerdir. Kurtuluş Savaşı’nda yurdunu savunan Türklerdir. Saldırgan ve katliâmcılar da Ermenilerdir, Yunanlılardır, Fransızlardır, İngilizlerdir, İtalyanlardır, Ruslardır… Bütün çıplaklığı ile olayların özeti budur. Yunan mezalimi de bütün işgal altındaki Osmanlı’da olduğu gibi Bursa’nın her köyünde vahşet ölçüsünde devam etmiştir. Bu yazımızda özellikle ele aldığımız Ermeni mezalimine, vahşetine, soykırımına örnek olarak Gedelek köyündeki Türklere karşı Ermenilerin yaptığı vahşettir, soykırımdır. Yapılanların hepsini burada anlatmamız mümkün değil, insanlık dışı ve vahşi hayvanların bile yapmayacağı işkenceler var ki onları burada yazamıyorum. Bütün bu yaptıklarından sonra bugün Ermenistan bayrağında utanmadan Ağrı dağını gösterirken Ermeni dün nasıl saldırgansa bugün de aynı saldırganlığını göstermektedir. Hem suçlu hem de üste çıkmak isteyen Ermeninin utanmasını beklemek boşunadır.

ermeni-ceteleri-bursa-katliamlari-orhangaziErmeni Çetelerinden Bir Grup

Bugünlerde bizlere düşen bir önemli görev de Türkiye’nin her köyünde Ermeniler tarafından yapılan bu katliamların yazılmasını, belgelenmesini sağlamaktır. Bu konuda Yunan ve Ermeni vahşetlerine uğramış köylerimizin köy muhtarlarına, köy hocalarına, köy imamlarına ve her Türk’e görev düşmektedir. Duyarlı Türk milletini göreve çağırıyorum. Köyünüzde, beldenizde, şehrinizdeki Ermeni vahşetini yazın, yazdırın, bir araya toplayıp yayınlayın.

Her şeyin fazlası fazla olduğu gibi efendiliğin de fazlası gereksiz ve zararlıdır. Biz de bugüne kadar bu konuda fazla efendilik yaptık, hep zarar ettik, artık yeter. Ermeni hem isyan eden hem katliâmı yapandır ama aynı zamanda da mazlum rolü oynamak isteyendir. Hem de öldürdükleri insanların çocukları, akrabaları halen hayatta iken. Olayları bizzat yaşayanlar günümüzde varken bu derece pervasız ve edepsiz olabiliyorlar.

Türk milleti bilir ki vatanın, bu toprakların sahibi olunmasının bedeli çok yüksektir. Geçmişte bu bedel kanla her karış toprak için ödenmiştir. Bugün de buralara sahip olmak için her yönde çaba gösterilmeli, mücadele edilmelidir. Kaldı ki şimdi yapılması gereken, Ermeni mezalimiyle öldürülen masum Türklerin akrabaları, yakınları olan bizler için kutsal bir görevdir.

Turgay TÜFEKÇİOĞLU / Orkun Dergisi

Etiketler : Gedelek’te,Gedelek’te Katliam, Gedelek’te Kurtuluş Savaşı, Gedelek’te mücadele, Gedelek’te Milli Mücadele, Gedelek’te Milli Müdafaa, Gedelek’te vahşet, Gedelek’te mezalim, Orhangazi Gedelek’te Yunan mezalimi, Gedelek’te Ermeni mezalimi

Çakırlı Beldesi Orhangazi

Bu fotoğraflar Orhangazi sevdalısı Recep Akın ve Yusuf Bulut tarafından çekilmiş ve gurbette yaşayan Orhangazi Çakırlı Belde halkına armağan edilmiştir.

Bayırköy Mahallesi/Köyü Orhangazi

Bu fotoğraflar Orhangazi sevdalısı Recep Akın ve Yusuf Bulut tarafından çekilmiş ve gurbette yaşayan Orhangazi Bayırköy köylülerine armağan edilmiştir.

Akharem Mahallesi/Köyü Orhangazi

Bu fotoğraflar Orhangazi sevdalısı Recep Akın ve Yusuf Bulut tarafından çekilmiş ve gurbette yaşayan Orhangazi Akharem köylülerine armağan edilmiştir.

 

Zeytin ile ilgili Efsaneler: Zeytin dalı efsanesi

Zeytin ile ilgili Efsaneler: Zeytin dalı efsanesi

Zeytin ile ilgili Efsaneler belki asırlar boyu anlatıldı. Günümüzde de zeytin üzerine oldukça fazla efsane yer alıyor. Zeytin ile ilgili efsaneler arasından bazılarını sizlerle paylaşmaya çalışacağız.

İlk efsane: Nuh Tufanı

Eski Ahit’te yer alan efsanelerden biri, Hazret-i Nuh ve tufandan bahseder. Yarattığı ademoğlunun yeryüzüne kötülük tohumları saçtığını gören Tanrı, onu bir tufanla cezalandırmaya karar verir. Ve Hazret-i Nuh’a bir gemi yapmasını, bu gemiye her temiz hayvandan erkek ve dişi yedişer, her temiz olmayan hayvandan erkek ve dişi ikişer ve kuşlardan da erkek ve dişi yedişer tane almasını söyler. Ardından büyük tufan başlar, Hazret-i Nuh ve gemisindeki canlılar hariç, yeryüzü üzerinde yaşayan her şey silinir. Tufan durulduğu zaman Hazret-i Nuh, suların çekilip çekilmediğini anlamak için geminin penceresinden bir güvercin salar. Sular çekilmediği için güvercin gemiye döner. Hz. Nuh, yedi gün sonra güvercini tekrar salar. Güvercin bu sefer, ağzında yeni koparılmış zeytin yaprağıyla gelir. O zaman Nuh, suların yeryüzünden çekildiğini anlar. Ağzında zeytin yaprağı tutan güvercin, o günden bu güne, ümidin ve barışın simgesi olur. Tufanın yok edici gücüne karşı direnen zeytin ağacı ise ölümsüzlüğün..

Zeytin ile ilgili efsaneler, zeytin dalı efsanesi

Eski Ahit: Refahın ve bolluğun sembolü zeytin

Eski Ahit’e göre zeytin, refahın ve bolluğun sembolüdür. Ve yalnız Eski Ahit değil, tüm kutsal kitaplarda zeytin ağacı ; kutsallığın, bolluğun, adaletin, sağlığın, gururun, zaferin, refahın, bilgeliğin, aklın, arınmanın ve yeniden doğuşun, kısaca insanlık için en önemli erdem ve değerlerin sembolüdür.

Hakimler Kitabı: Ağaçların kralı

Hakimler Kitabında geçen bir öykü, ağaçların kendilerine kral seçmek için ilk olarak zeytin ağacına başvurduklarından bahseder: “Vaktiyle ağaçlar, kendilerine kral meshetmek için gittiler; ve zeytin ağacına dediler: Bize kral ol. Ve zeytin ağacı onlara dedi: Allah’ın ve insanın bende sena ettikleri (övdükleri) yağımı bırakayım ve ağaçlar üzerinde sallanmaya mı gideyim?” Zeytin ağacından “hayır” yanıtını alan ağaçlar, daha sonra incir ve asmaya giderler. Ancak incir ve asma da, aynı gerekçeyle kral olmayı reddederler. Hakimler Kitabındaki öyküden, ağaçların kendilerine kral olarak kara çalıyı seçtiklerini ve kara çalının da krallığı kabul ettiğini öğreniriz.

Zeytin ile ilgili bilinmeyenler konusunda Gurmex.com çok güzel bire yazı yazmış okumak isterseniz tıklayın.

Zeytinin Öyküsü ve Zeytin Kökleri Hakkında Bilgi

Zeytinin Öyküsü ve Zeytin Kökleri Hakkında Bilgi

Zeytinin Öyküsü ilk olarak Yunanistan‘ın Santorini adasında başladığı düşünülmektedir. Zeytin Ağacı kuzeyde, Anadolu üzerinden Yunanistan, İtalya ve İspanya’ya; güneyde, Mısır üzerinden Kuzey Afrika’ya yayılmıştır. 16. yüzyılda Kuzey Amerika ve Latin Amerika ile birlikte Çin’e ve Japonya’ya ulaşmıştır. Gerek mitoloji ve gerekse günlük yaşamdaki yeri bakımından Akdeniz kadar hiç bir coğrafyada Zeytinin Öyküsü ve tarihi izlerini takip edebilmek mümkün değildir. Örneğin, Yunanistan’da zeytinin tarihi 4000 yıl öncesine kadar uzanmaktadır.

Kur’an-ı Kerim’de de zeytinden söz ediliyor. Kur’anda bu zeytin ağacının Sina dağı’ndan geldiği, meyvelerinden yağ elde edildiği ve bu yağın yemeklere lezzet vermek için kullanıldığı yazılıdır.

Zeytin ile ilgili ayetler yazımızı okumak için linke tıklayın.

Zeytin Ağacı İnsanlığın Asırlık Dostu

Sanırız ki hiç bir ağaç, insanlık tarafından zeytin ağacı kadar kutsi kabul edilmemiş, hiç bir ağacın üstüne bu kadar çok efsane yaratılmamıştır. Zeytin ağacının insanlık tarihindeki yerini kavraya bilmek için, bundan 39.000 yıl öncesine uzanmak gerekiyor.

İlk Zeytin ağacı neredeydi? Zeytin nerede bulundu?

Zeytin ağacına ilişkin bugün elimizdeki en eski veri, Ege Denizi’ndeki Santorini Adası’nda yapılan arkeolojik çalışmalara dayanıyor. Bu çalışmalarda 39 bin yıllık zeytin yaprağı fosilleri ortaya çıkarıldı. Kuzey Afrika’daki Sahra Bölgesi’nde gerçekleştirilen arkeolojik araştırmalarda ise Milattan Önce 12 bin yılına ait zeytin ağacı bulgularına rastlandı. Ancak ilk zeytin hasadının ne zaman ve hangi uygarlık tarafından yapıldığı bilinmiyor.

Cevaplandırılamayan sorular bizi; zeytin, zeytin hasadı ve zeytinyağıyla ilgili efsanelere daha çok kulak vermeye çağırıyor.

Zeytinin Öyküsü,zeytin ağacının kökleri geçmişi

Zeytin ağacının kökleri

Zeytin, tarih öncesi çağlardan bu yana doğada bulunur ve Akdeniz Kültürü’nün önemli bir parçasıdır. Bilim, zeytin ağacının ne zaman oluştuğunu tam olarak söyleyemese de mitoloji zeytinin var oluşuna kendince açıklık getirir. Zeytin ağacı yeryüzüne bir armağan olarak gönderilmiştir.

Eski Yunan’da tanrıların başı Zeus, insanlığa en değerli armağanı veren tanrı ya da tanrıçanın yeni kurulan şehrin hükümdarı olacağını ilan eder. Bunun üzerine deniz tanrısı Poseidon barış ile bilgelik tanrıçası Athena mücadeleye girişirler. Poseidon, üç dişli çatalını bir kayaya saplar ve insanları uzak yerlere götürecek,savaşlar kazanacak olan “atı” yaratır. Athena ise mızrağını yere saplayarak bir “zeytin ağacına” dönüştürür. Şehir halkı bu zeytin ağacının büyük bir zenginlik ve bereketin kaynağı olduğuna karar verir ve Athena’nın onuruna şehre “Atina” adı verilir. Bugün bile efsanenin olduğu kabul edilen yerde bir zeytin ağacı durur. Bütün zeytin ağaçlarının Athena’nın yarattığı bu zeytin ağacından çoğaldığı söylenir.

Zeytinin Öyküsü yazımız burada sona eriyor. Yazmızı beğendiyseniz bir yorum bırakarak bizimle duygularınızı paylaşırsanız çok mutlu oluruz.

Zeytin ile ilgili Ayetler ve Hadisler: Zeytin Hakkında Ayet ve Hadis

Zeytin ile ilgili Ayetler ve Hadisler: Zeytin Hakkında Ayet ve Hadis

Zeytin ile ilgili ayetler ve hadisleri tek tek yazmaya çalışacağız. Eğer atladığımız veya eksik yazdığımız ayetler ve hadisler varsa lütfen yorum kısmına yazınız. En kısa zamanda listemizi güncelleriz.

Zeytin ile ilgili Ayetler

“Sema’dan ölçüyle su indirdik. Onu, yeryüzünde iskan ettik. Muhakkak biz, onu(suyu) gidermeye de kadiriz.”

“Onunla, sizin için üzümden, hurmadan bahçeler inşa ettik. Orada, birçok ürünler vardır ve ondan yersiniz.”

“(Sizin için) Tûr-i Sina’da yetişen bir ağaç yarattık ki, O ağaç hem yağ (zeytinyağı) ve hem de ekmeğinize katık edecekleri verir.”

[Mü’minun Suresi (23)/18-20]

***

“O (Allah) ki, Gök’ten su indirdi. Onunla, her şeyin bitkisini bitirdik ve ondan bir yeşillik çıkardık. Biz ondan kümelenmiş taneler; hurma ağacının tomurcuğundan sarkmış salkımlar, birbirine benzeyen-benzemeyen üzümler, zeytinler ve nardan bahçeler çıkarıyoruz. O olgunlaşıp ürünlerini verdiği zaman, ona bakın! Muhakkak bunda, iman eden bir kavim için ayetler(deliller) vardır.”

[En’am Suresi (6)/99]

***

“O (Allah) ki yükseltilmiş(asmalı) ve yükseltilmemiş(asmasız) bahçeler; hurmalar, ürünü(yemişi) farklı ekinler, zeytinler ve benzeyen-benzemeyen narlar inşa etti. O ürününü verdiği zaman, ürününden yiyin ve hasad günü hakkını verin. İsraf etmeyin, muhakkak O, israf edenleri sevmez.”

[ En’am Suresi (6)/141]

***

“Onunla(suyla), sizin için ekinler, zeytinler, hurmalıklar, üzümler ve ürünlerin her türlüsünden bitirir. Muhakkak bunda, tefekkür eden bir kavim için, ayetler vardır.”

[Nahl Suresi (16)/11]

Zeytin ile ilgili AyetlerZeytin ile ilgili Ayetler ve Hadisler

“Allah, ‘Göklerin-Arz’ın (Evrenin) ‘Nuru’dur. ‘Allah’ın Nuru’nun misali, ‘Oyuk’ içinde bulunan bir ‘Lamba’ gibidir. Lamba, bir sırça içerisindedir ve sırça, sanki ‘incimsi bir yıldız’dır(nötron yıldızı gibi). O(Lamba) ki, ne doğuda, ne de batıda bulunmayan, mübarek bir zeytin ağacından yakılır. Neredeyse, ateş dokunmasa da, onun yağı, ‘ışık’ verir. (Bu), Nur üzeri Nur’dur. Allah, kimi dilerse, onu Kendi Nuru’na doğrultur. Allah, insanlar için misaller verir. Allah, her şeyin Âlimi’dir.”

[ Nur Suresi (24)/35 ]

***

Muhakkak biz, (suyu) bir boşaltmayla boşattık.

Sonra arzı parçalayıp-yumuşattık.

Orada bitirdik habbeler,

Üzümler, meyve veren ağaçlar,

Zeytinler ve hurmalar.

[ Abese Suresi (80)/25-29 ]

***

Andolsun incire ve zeytine!

Ve Sina Dağı’na,

Ve şu Emin Belde’ye.

[ Tin Suresi (95)/1-3 ]

Zeytin ile ilgili Ayetler ve Hadisler

Zeytin ile ilgili Hadisler

Ömer bin Hattâb dedi ki:
Allah’ın Elçisi(s.a.v) şöyle buyurmuştur: “Zeytinyağını yiyiniz ve sürününüz. Çünkü o, mübarek(bereketli) bir ağacın ürünüdür.”

Tirmizi, Cilt 2 – Hadis No: 1851

Ömer bin Hattâb dedi ki:
Allah’ın Elçisi(s.a.v) şöyle buyurmuştur: “Zeytinyağını, ekmeğe katık ediniz ve bu yağı kullanınız. Çünkü bu yağ, mübarek bir ağaçtan alınmadır.”

Sünen-i İbn-i Mace, Cilt 9 – Hadis No: 3319

Ebû Esîd dedi ki:
Allah’ın Elçisi(s.a.v) şöyle buyurmuştur: “Zeytinyağını yiyiniz ve sürününüz. Çünkü o, bereketli bir ağaçtandır.”

Tirmizi, Cilt 2 – Hadis No: 1852

Muaz diyor ki:
Allah’ın Elçisi(s.a.v.): “Ümmetime meşakkat verme korkusu olmasaydı, kendilerine her namaz kılarken, zeytin ağacından misvak(kullanımını) emrederdim.”

Sahih-i Buhari, Cilt 3 – Hadis No: 484

Zeytin ile ilgili Ayetler,Zeytin hakkında Ayet ve hadis

Zeyd bin Erkam dedi ki:
“Allah’ın Elçisi(s.a.v.); Zatülcenb hastalığının tedavisi için; vers(Yemen za’feranı bitkisi), kust(topalak denilen bitki) ve zeytinyağını birbirine karıştırıp, hastanın ağzına vermeyi övmüştür.”

Sünen-i İbn-i Mace, Cilt 9 – Hadis No: 3467

Zeyd bin Erkam dedi ki:
“Allah’ın Elçisi(s.a.v.); Zatülcenb hastalığı için; zeytinyağı ve kustu bahri(topalak otu) karışımını tavsiye ederdi.”

Tirmizi, Cilt 2 – Hadis No: 2079

İbn-i Ebi Atik bize şöyle dedi:
“Size, şu Habbetü’s-Sevda’yı kullanmayı tavsiye ediyorum. Ondan, beş veya yedi tane alıp, iyice ufalayınız. Sonra onu, birkaç damla zeytinyağı içinde, hastanın burnuna bu taraftan ve şu taraftan damlatınız. Çünkü Aişe, Allah’ın Elçisi(s.a.v.)’den şu hadisi işittiğini söyler: “Şüphesiz şu Habbetü’s -Sevda(çörek otu), her hastalığa şifadır, samdan başka.”

“Ben, Sam nedir?” dedim.
“Sam, ölümdür.” dedi”

Sünen-i İbn-i Mace, Cilt 9 – Hadis No: 3449

Zeytin ile ilgili Ayetler ve Hadisler arasında mevlam affetsin atladığımız veya eksik yazdıklarımız olabilir. Eğer bir kul olarak Zeytin ile ilgili Ayetler tarafımızdan eksik veya hatalı yazılmışsa lütfen bizi uyarınız. En kısa zamanda yazımızı düzeltiriz.

Kutsal meyve Zeytin hakkında daha fazla bilgi almak için linke tıklayın.

Zeytin ile ilgili bilmeniz gerekenler için linke tıklayın.

Zeytin ile ilgili Sözler, Vecizeler ve Zeytine dair Şiirler

Zeytin ile ilgili sözler yazımızda Zeytine dair vecizeler ve şiirler yer alıyor. Zeytin ağacı her dilde barışı simgeler. Aynı zamanda Zeytin ağacı yine her dinde kutsal bir varlıktır. İnsana 100 yıl ömür veren yaradan zeytin’e neden bin yıl ömür veriyor? Düşünenler ve anlayanlar için burada çok açık mesajlar var.

Zeytin ile ilgili sözler

  • “Zeytin ağacı Cennetin en zengin armağanıdır.” Thomas Jefferson
  • “…Tümünü seviyorum, ama en çok zeytini. Öncelikle dalı ile barışı, altın renkli yağı ile huzur ve mutluluğu sembolize ettiği için…” Aldous Huxley
  • “Zeytin ağacının vazgeçtiği yerde Akdeniz biter” ​Georges Duhamel​

Zeytin ile ilgili sözler vecizelerZeytin ile ilgili özlü ve ünlü sözler

Zeytin ile ilgili iktibaslar

Necati Cumalı, Yağmurlar ve Topraklar

“Arabalar, deve kolları, yük beygirleriyle durmadan çuval çuval zeytin iniyordu kasabaya.. Yağhanelerin önünde bir süre sokakta kalıyordu çuvallar. Yağa bulanmış hamallar sırtlayıp çuvalları içeriye çekinceye kadar yeni yükler yıkılıyordu sokağa. Yayalar, üstlerini lekelememek için bastıkları yeri kollayarak geçiyordu yıkılan yükler arasından. Yağhanelerden çıkan zeytinyağı ile karışık kirli sular akıyordu kaldırımların kıyılarından. Gün geçtikçe kenevir çuvallara sinmiş zeytinyağı ile prina kokusu sarıyordu kasabayı..”

“Çatalkaya eteklerinde yabanı açarak beş yüz zeytin yetiştirmişti Hasan Gür. Zeytinliğe tapu çıkarmak için dava açmıştı. (…) 26 Aralık günü keşfine gidilecekti zeytinliğin. (…) Bir çiçek bahçesi kadar iyi işlenmiş, taştan topaçtan ayıklanmıştı ağaçların altındaki toprak. Bütün ağaçlar on beş yaşında görünüyordu. Boz yeşil kırışıksız gövdeleri, kısa dayanıklı yaprakları ile gülüyordu bütün zeytinlik. (…) Maşallah zeytinliğe, dedi, çok iyi yetiştirmişsin. Kına gibi her yanı… (…) Az uğraşmamışsın! Kolay değil bu deli yabanı bu duruma getirmek, adam etmek… (…) Sen belki bilmezsin, dedi. Yetişkin bir aslanı, kaplanı uslandırıp adam etmek neyse, burada zeytinlik yetiştirmek de o! Yürek ister, sebat ister bu iş…”​

Nazım Hikmet – Zeytine Dair

“… Yani, öylesine ciddiye alacaksın ki yaşamayı, yetmişinde bile, mesela zeytin dikeceksin hem de öyle çocuklara falan kalır diye değil, ölmekten korktuğun halde ölüme inanmadığın için, Yaşamak yani ağır bastığından…”

Lawrence Durrell, Prospero’nun Hücresi

“Akdeniz’in tümü, dişlerin arasındaki siyah zeytinlerin acı tadından yükseliyor sanki. Etten ve şaraptan daha eski bir tat; serin su kadar eski bir tat. Bölgede zeytin ve zeytin yağı kadar eski olan tek şey var: deniz; en eski antik toplumlardan bugüne kadar, hiçbir tabiat ürünü uygarlıklar üzerinde zeytin kadar biçimlendirici bir etkiye sahip olmadı.”

“Bütün Akdeniz, heykeller, palmiyeler, altın kolyeler, sakallı kahramanlar, şarap, fikirler, gemiler, ayışığı, kanatlı gorgonlar, bronz adamlar, filozoflar, tüm bunlar dişlerin arasındaki kara zeytinin ekşi, sert tadından çıkmış gibi. Etten ve şaraptan daha eski bir tattan. Soğuk su kadar eski bir tattan.”​

Mehmet Başaran, Yüreğinin Sesi Zeytin Ülkesi

“Ağaçların bilgesi, zeytindir kuşkusuz… En çelimsizi bile kendini kabul ettiren bir ağırbaşlılık, bir suskunluk içinde… Yaşlarını bilen yok. Roma’nın, Bizans’ın izlerin taşıyor bazıları… Zamanlar geçmiş, sahipler değişmiş ama onlar kendi ölümsüzlüklerinde… Gene kendi kendilerinin.”

Sabahattin Ali, Kuyucaklı Yusuf

“Orada erkeklerin uzun sırıkları küçük yapraklı dalları hızla vuruşları ve siyah kıvraklıklarının eteklerini bellerine sokmuş kadınların iki kat eğilerek, soğuktan sertleşen parmaklarla yerden zeytin tanelerini toplayışlarını seyreder, yahut sırtını bir ağaca vererek yere bakardı. Bu buruşuk yüzlü ve her sene budanmaktan şeklini kaybetmiş eğri büğrü ağaçlar, uzun bir hikayeyi anlatan garip şekilli harfler gibiydi ve herhalde Yusuf bunların dilinden anlıyordu.” ​

“Uzun saç örgüleri ve zeytin yağından kalpleriyle melekler” Frederico Garcia Lorca

Zeytin ile ilgili şiirler, zeytine dair iktibaslar alıntılar

Zeytin ile ilgili Şiirler

“Önde zeytin ağaçları arkasında yâr
Sene 1946
Mevsim
Sonbahar
Önde zeytin ağaçları neyleyim neyleyim
Dalları neyleyim
Yâr yoluna dökülmedik dilleri neyleyim
Yâr yâr! Seni kara saplı bir bıçak gibi sineme sapladılar
Değirmen misali döner başım
Sevda değil bu bir hışım
Gel gör beni darmadağın
Tel tel çözülüp kalmışım.
Yâr yâr
canımın çekirdeğinde diken
Gözümün bebeğinde sitem var.”

Bedri Rahmi Eyuboğlu

“Yıldız gib açar kapar yürek
Esmer ekmek gibi insanlarımız
Ve yaşamaların en gücü
Homeros yabani zeytin yerdi
Güneşli ülkemizin gölgesi zeytin
Ulu bir ağaç duyar gıcım gıcım
Dönüp dolanan umudumuzu”​

Melih Cevdet Anday​

ZEYTİN AĞACINDAKİ AĞIT

Yakacık’ta bir zeytin ağacıyım,
Bir zamanlar
Rüzgarlar okşardı saçlarımı,
Yapraklarım her sabah,
Güneşe gülerdi.
Masallar dinlerdim yıldzlardan,
Yaşamak güzeldi.

Dört yanımda,
Kardeş ağaçlar,dost çiçekler vardı.
Görseniz,ne yağmurlar yağardı bereketli…
Kuşlar,çocuklar en çok yerdi,
Meyvelerimi…

Nasıl da cömertti toprak ana,
Sere serpe uzardı,
Dallarım gökyüzüne…
İçten bir türküydü yaşamak,
O günler nerde!

Yakacık’ta bir zeytin ağacıyım,
Şimdi beton evler sardı çevremi,
Artık ne dalım var,ne yaprağım,
Biliyorum,bir gün kesecekler beni…

M. Güner Demiray-Kuşları Düşünmek

DELİCE ZEYTİN ( şarkı sözü )

Elbet sen de güzel olacaksın küçüğüm
Aşk güzel ediyor herseyi
Kaşların gözlerin ne güzel, bakışın ne güzel
Dert savurur sevda toplar çiçeğini

Bak bu ışık senin ışığın
Dallarına ay doğmus, delice delice zeytin
Bu bahar yine gelin olacak
Omuzunda yesil bir duvak, delice, delice zeytin

Söyleyen : Ezginin Günlüğü

Yaşamak sadece sevmektir, inan bana.
Sevmeyenler dünyamızda yaşamıyor.
Yaşamak suda, toprakta, insanlarda görünerek;
bir zeytin ağacı gibi.
Bir zeytin ağacı gibi, ne güzel
denize yakın olacaksın,
uzayan dallarında, yapraklarında ışık
ta derinlerde köklerin.
Bir zeytin ağacı gibi, bin yıl severek
yaşamak her gün…​
Arif Damar
Zeytin ile ilgili sözler, vecizeler ve şiirler yazımız burada sona eriyor. Zeytin ile ilgili yapılan en önemli iktibasları ve söylenen sözlerin en bilinenlerini yazmaya çalıştık. Fakat yazımızda eksikler olabilir. Lütfen hatalı yazdığımız veya eksik olduğunu düşündüğünüz zeytine dair sözler ve şiirler varsa yorum kısmına yazınız. Listemiz en kısa süre içinde güncellenecektir.
Zeytin hakkında daha fazla bilgi almak için linke tıklayın.
Zeytin ile ilgili bilinmeyenler için buraya tıklayın.

Acı Zeytinler : Jaklin Çelik Öyküleri

Acı Zeytinler..

Yaşları yedi ila on beş arasında değişen sekiz on çocuk, duvar dibinde minderler üzerine oturmuş, bir taraftan birbirleriyle didişiyor, bir taraftan da ellerindeki taşlarla, önlerine yığılan zeytinlerin üzerine birer ikişer vuruyorlardı. Kırılan zeytinleri toplayan kadın, çocukların önüne tencereyle seri bir şekilde zeytin boca ediyordu.

Dibi siyah tencere, küçük kafalar üzerinde kara bir bulut gibi gezinirken, irili ufaklı taşlardan çıkan sesler birbirine karışıyordu. Taşlar ağırlığına ve kullanıcının gücüne göre zeytinlerin yeşil sert etini eziyor, veya çatlatıyordu. Kadın, ezik zeytinleri gözlerinin hızına yetişmeye çalışan elleriyle bir kenara ayırırken yüzünü ekşitiyor, içlerinde taş değmemişleri görünce de sinirleniyordu. Çocuklara söylenirken ön, üst kısımdaki dört altın dişi parıldıyordu.

Doğuştan tek kollu Maroge elindeki mermer taşla zeytinleri tek tek, ezmeden kırmayı beceriyordu. İlk partide hatırı sayılır derecede zeytini ezerek heba etmiş, fakat şimdi elinde tuttuğu taşla arasında bir bağ oluşmuştu. Taşı zeytinin üzerine her indirişinde gücünü öyle bir ayarlıyordu ki taş çekirdeği hafiften hissettiğinde elini geri çekiyordu. Taş, zeytin çekirdeği ve beyni arasında kurulan üçlü denge yirmi otuz zeytinde bir bozuluyor, kolunu biraz dinlendirdikten sonra o ince ayarı tekrar buluyordu. Ara sıra taşı yere bırakıp biriken zeytinleri diğerlerinin arasına katıyor, önüne kırılmamış zeytin alıyordu.

Yerinden kalkmak için mazeret aradığı bir anda, evin koca, metal kapısı üç dört defa hızla vuruldu. Elindeki taşı bırakıp kapıya koştu. Demir kanadı tek eliyle güçlükle açabildi. Kimsecikler yoktu. Kapının önüne çıktı. Siyah kirpiklerinin çevrelediği iri, yeşil gözlerini, koşar adım, yokuş aşağı inen çocuklara çevirdi. Gülüşmeler arasından ‘tek kolluya açtırdık kapıyı’ cümlesi çalındı kulağına. Kapıyı kapatıp zeytinlerin başına geçti. Zeytin kırdığı mermer taşın yerinde üzeri pütürlü, zeytine vurdukça dağılan, çıkıntıları iyice yuvarlanmış bir taş duruyordu. Yan gözle yanındaki Petrus’a baktı. Petrus elindeki mermer taşı kullanmaktan oldukça hoşnut görünüyordu. İstifini bozmadan, zeytinlerin üzerine öyle bir vuruyordu ki zeytinler avlunun taş zemininde koca parçalar bırakıyordu. Maroge sesini çıkarmadı. İşlerinden kaytarmaya hevesli çocuklara bakınca içinde bulunduğu durumu değerlendirmenin en iyisi olacağını düşündü. Önündeki zeytinlerden birini ağzına attı. Dişleri arasında ezilen zeytinin acısı ağzına dağıldı. Zeytini Petrus’la arasındaki boşluğa tükürdü. Gülüşmeler kapladı ortalığı.

“Çok acıymış.” Deyip tükürmeye devam etti.

Petrus “Herhalde. Boşuna mı kırk gün boyunca her gün suyu değiştiriliyor? Yoksa böyle yerdik” deyip eline aldığı zeytini, muzipçe Maroge’nin ağzına tıkmaya çalıştı. Maroge, Petrus’un dinmeyen ısrarı karşısında zeytini ağzına aldı, çiğnemeden yere tükürdü. Diline ve damağına acı bulaşmış gibi sesler çıkarıp, dilini ağzının dışında gezdirmeye başladı. Tekrar gülüştüler. Maroge usulca Petrus’un kulağına eğildi.

“Gideceğiz değil mi?”

“Birazdan gideriz.”

Bir süre sonra çocuklar birer ikişer kaytarmaya başladılarsa da zeytin dağıtıcısı kadın eşliğinde yerlerine dönmeleri fazla uzun sürmedi.

Ekim güneşi, evin açık renk Midyat taşları üzerinde yumuşak, son demlerini yaşayan sıcak bir sarıya dönmüştü. Kırılan zeytinler bidonlara doldurulmuş, acılarını bırakacakları suda serinliğe kavuşmuşlardı. Petrus ve Maroge bakıştılar.

Petrus “Gidelim. Bu kadar yeter. Zaten bitti.” Dedi.

Maroge ortalığı kolaçan ettikten sonra “İkimiz birlikte olmaz. Önce ben gideyim. Beş dakika sonra da sen gel” dedi.

Zeytin dağıtan kadın son parti zeytini de çocukların önüne yığdıktan sonra mutfağa girdi. Maroge bunu fırsat bilip evin caddeye bakan kapısına usulca yönelip dışarı çıktı. Yokuş aşağı koşar adım inip Petrus’la sözleştikleri otobüs durağında beklemeye koyuldu. Kısa bir süre sonra Petrus da geldi. Ana cadde üzerinde yürümeye koyuldular. Petrus bir sokak köşesinde durdu.

“Erzakçılar çarşısında yeni bir tane açılmış istersen oraya gidelim” dedi.

Maroge “Sen bilirsin. Ben anlamam. Bende iki milyon var. Oranın saati ne kadardır acaba?”

“Parayı sorun etme, bende var.”

Adımlarına hız verdiler. Maroge’nin bir eli cebindeki iki milyonu tutuyor, dirseğinden aşağısı olmayan diğer kolu ise iğneyle yukarı tutturulan gömleğin kolu içinde öylece sarkıyordu. Ulucami’nin önünden geçip, her türlü hububat, tatlı ve etin satıldığı Sokıl Bakkar çarşısına girdiler. Daracık sokakta at ve eşeklerle yük taşıyan adamların arasından sıyrılıp, bir internet kafe’nin önünde durdular. Maroge yeni asılmış tabelaya baktı. Ardından, içerdeki döner sandalyelere ve tabii ki yeni masalar üzerinde duran bilgisayar ekranlarına dikti gözlerini. “Vay be!” dedi sevinç ve hayretle.

İnternet kafenin otuz yaşlarındaki sahibi dört beş yeni bilgisayarın bulunduğu odada, üzerinde ilk günlere özel renkli şekerleme kasesinin bulunduğu masanın önündeydi. Kenarda kıyıda, gönderenin isminin sarı yaldızlı harflerle yazıldığı karton bant altında daha bir küçülen bir iki çiçek aranjmanı duruyordu. İçerde boya ve yeni mobilyaların kendine has tutkal-cila karışımı kokusu vardı. Bütün makinalar boştu. Adam, Petrus ve Maroge’nin içeri girdiğini görünce hemen ayağı kalkıp acemi bir tüccar misafirperverliğiyle onlara şeker ikram etti.

zeytin-ile-ilgili-hikayeleri-masallari-oykuleri-zeytine-dair

“Kaç makina?” dedi. Gözü Maroge’nin yarım sarkan kolundaydı.

Petrus aldığı şekeri açmaya hazırlanırken “bir makina” dedi.

Oturdular. Maroge heyecanla Petrus’un anlattıklarını dinlemeye koyuldu.

“Buna ‘maus’ deniyor.” Demekle başladı Petrus anlatımına. İnternet’e nasıl girildiğini, nerelerde dolaştığını zaman kaybetmeden kısa bir şekilde, öğretmen edasıyla anlattı. Arkasından ‘chat’ yapılan sitelerden birine girdi. Maroge’nin beklediği an gelmişti. Dörtlü bir sohbetin içinde buldu kendini. Maroge Petrus’u heyecanla izliyordu. Petrus Maroge’ye gösterdiği ve yazdığı her cümleden sonra “bir dahaki sefere de sen yaparsın” diyordu. Petrus iyiden iyiye ‘chat’a dalmış, yanında heyecan içinde oturan Maroge’yi unutmuştu. Ara sıra hatırladığında Maroge’nin ‘enter’a basmasına izin vererek, heyecanının tatmini için ona kendince olanak sağlıyordu. Maroge ise bu duruma razı gelip heyecanla ‘enter’a basacağı anı bekliyordu. Maus’u sevmişti. Ama tek elle klavye kullanma düşüncesi Maroge’nin yüzündeki heyecanı alıp götürdü. Hiç girişmemeliydi bu işe. Ya da ‘Petrus’tan yardım isteyebilirim’ diye geçirdi içinden. Petrus’un ‘chat’ yaparken yüzündeki dünyayı unutmuş ifadeyi görünce, bu fikirden de vazgeçti. Belki zamanla işi kavrayıp tek elle halledebilirdi. Sevinci biraz olsun tazelendi ama eskisi gibi değildi. Nasıl birşeydi bu? Anında mektuplaşma. İnanılır gibi değildi. Petrus, Maroge’nin kulağına eğildi. Fısıldayarak “Açık saçık filmlerin olduğu siteler var. Diğerine gidersek sana gösteririm.”

“Klavyeyi kullanmak gerekiyor mu” diye sordu Maroge bir çırpıda.

Petrus, “Saçmalama. Maus yeterli” derken, Petrus’un gözleri Maroge’nin koluna dikildi. Cümlenin sonuna doğru sesi aşağı düştü.

“Boşver, kalkalım istersen” dedi.

Geldikleri yoldan gerisin geri yürümeye koyuldular. Sokkıl Bakkar çarşısı daha bir hareketlenmişti. Maroge ve Petrus küçük bedenleriyle kalabalık içinde ilerlemekte güçlük çekiyorlardı. Dükkanların önünde yığılı erzak, üzüm pestili, kavurma ve sucuğun birbirine giren kokuları Sokkıl Bakkar’ı etkisi altına almıştı. Petrus Maroge’ye internette daha neler yapılabileceğini anlatıp duruyordu. Maroge’nin keyfi yerine gelmişti. Dükkanlardan birinin önünden geçerken, elini bıtım çuvalına daldırıp üç-beş bıtım aldı. Gülüştüler. Tam o sırada sol taraftan akıp giden kalabalığın arasından bir çocuk sesi duyuldu.

“Koluna ne oldu?” arkasından üç-beş çocuğun kıkırdaşan sesleri. Maroge, kendisine bakarak uzaklaşmakta olan çocuklara döndü. Soruyu soran çocuk hala gülüyordu.

Kalabalık, çocukları görmesini engelliyordu. Yüzünde gezinen sivrisineği eliyle kovaladı. Zeytin kırmaktan kararan elinden burnuna zeytinin ham kokusu vurdu. Kalabalık içinde bir an açılan boşluktan faydalanıp gözlerini çocuğa dikti. Yüzünde ukalaca bir tebessüm belirdi.

“Yedim!” diye bağırdı ve ardından kalabalığı yara yara kendisini bırakıp giden Petrus’un peşi sıra adımlarını hızlandırdı…

Jaklin Çelik

Ülkemizde Zeytin ve Zeytinyağı Üretimi

Ülkemizde Zeytin ve Zeytinyağı Üretimi

Türkiye’de Zeytin Üretimi

Türkiye’de tarım alanlarının yaklaşık yüzde 3’ü zeytinlik… Devlet İstatistik Enstitüsü’nün rakamlarına göre, Türkiye’de yaklaşık 140 milyon zeytin ağacı bulunuyor. Üretilen zeytinin yüzde 80’i yağlık, yüzde 20’si sofralık olarak değerlendiriliyor. Zeytin üretiminde Ege Bölgesi ilk sırada, onu Akdeniz ve Marmara Bölgesi izliyor. Listede üretim rakamlarıyla alt sıralarda yer alsa da Gaziantep (Nizip), Kilis, Mardin (Derik) ve Artvin (Yusufeli-Demirkent) gibi Türkiye’nin zeytiniyle pek bilinmeyen bölgelerinde zeytin ağaçları yetişmekte ve zeytincilik yapılmakta. Demirkent’te uzun boylarıyla insanı şaşırtan ve Mardin’in Derik ilçesinde her biri farklı zeytin veren zeytin ağaçlarından az sayıda da olsa uluslararası ödüllere sahip sızma zeytinyağı üretiliyor.
Türkiye, dünya sofralık zeytin üretiminde yüzde 13 ile ikinci, zeytinyağı üretiminde ise yüzde 6 ile dördüncü. Son yıllarda yapılan dikim atağı ile önümüzdeki beş yıl içinde yağ üretimi açısından dünya ikinciliği hedefleniyor. Avrupa Birliği’nin toplam sofralık zeytin ihtiyacının yaklaşık yarısı Türkiye’den sağlanıyor. Türkiye’de zeytin ve zeytinyağı sektörü, tarımdan sanayiye, sanayiden pazarlamaya kadar önemli yan ürünleriyle birlikte; sanayide, ticarette, tarımda önemli bir ağırlığa sahip. Aynı zamanda yaklaşık 500 bin ailenin geçimini zeytincilikten sağladığı ve 8-10 milyon kişinin geçimine katkıda bulunan bir istihdam alanı.

zeytinyagi-uretimi-turkiye

Zeytin Yağı İhracatında Türkiye Atakta..

Dünya pazarlarından gelen talep ve uluslararası standartlara uyum çerçevesinde organik tarım yöntemleriyle yetiştirilmeye ve üretilmeye de başlanan Türk zeytini ve zeytinyağı dış pazarda saygın bir yere sahip. Ayvalık ve Edremit Körfezi’nden elde edilen yemeklik sızma zeytinyağlarının kalitesi İtalyanlar tarafından bile çok beğenilip talep ediliyor. Türkiye İhracatçılar Meclisi’nin verilerine göre 2004 ve 2005 yılı karşılaştırıldığında yüzde 522.17 ile en fazla ihracat artışı zeytin ve zeytinyağında yaşandı. Türkiye’de aileden öğrenilmiş zeytin ve zeytinyağı üreticiliğini sürdüren büyük aile şirketlerinin yanı sıra butik üretimlerine rağmen adından söz ettiren şirketler de var. Bu şirketlerin dünya çapında markalaşma çabalarıyla daha da tanınan zeytin ve zeytinyağı, aynı zamanda Türkiye’nin de tanıtımına katkıda bulunuyor.

Bütün bu değerleri, yaşam enerjisini ömrümüze katan ‘hayat ağacımız’ zeytinin tarihini bedeninde yer alan çizgilerden okuduğumuzda, her bir zeytin ağacının farklı bir insana benzeyen gövdesine sarıldığımızda yeryüzünde eşi benzeri olmayan çok değerli bir armağana sahip olduğumuzu anlıyoruz.

Zeytinin Bir Senelik Yaşam Öyküsü

Zeytinin Bir Senelik Yaşam Öyküsü

Zeytinin insanlık tarihinde binlerce yılı aşan öyküsü mitlerde, söylencelerde, şiirde, romanda, resimde kısacası hayat içinde sürüyor. Şimdi onu biraz daha yakınınına gidip toprağında tanıyalım. Literatürlerde ailesinin ‘Oleaceae’ familyasından geldiği yazılı. “Fakir toprakların zengin ağacı” denilen zeytin bulunduğu yerin iklim koşullarına kolay uyum sağlar. Toprağın yapısına ve dokusuna göre köklerini salar. Zeytin ağacı yavaş büyür, serpilip büyümesi 15-20 yılı bulur. 35 ve 150 yıl arasında ise olgunluk ve verimlilik döneminde olur. Dört mevsim yapraklarını dökmez. Sonra yüzlerce yıl sürecek olan yaşlanma dönemi başlar.

Zeytin ağacı bir yıllık yaşamını Akdeniz ikliminin özelliklerine göre geçirir. Kasım ve şubat ayları arasında kıştır, uyur, dinlenir. Mart ve nisan ayları arasında bahardır, uyanır. Dallarının uçları filizlenir. Nisan-haziran çiçek mevsimidir. Çiçek tozları rüzgârla ağaçtan ağaca gezinir. Güzel kokar zeytin çiçeği. Temmuz-ağustos dedin mi meyveleri yani zeytin taneleri büyür, çekirdeği sertleşir. Eylül-ekim arası taneler olgunlaşır, olması gereken boylarına gelir. Zeytinin çeşidine göre farklıdır büyüklükleri, biçimleri… Zeytin taneleri yeşilden mora döndüğünde ya da koyu pembesi siyahlaştığında, yağlanma da başlar. Hasat eylül ile şubat ayları arasındadır. Zeytinin hasadı elle toplanarak ve sırıkla ya da makineyle ağacın silkelenmesiyle yapılır.

zeytin-agaci-bir-yilda-ne-hale-gelir-nasil-yetisir-zeytin-hakkinda-bilgiler

Kökleri tarih öncesine dayanan zeytin ağacının kaç bin yaşında ve anayurdunun tam neresi olduğu konusunda arkeobotanikçiler, tarihçiler ve arkeologlar arasında bugün hâlâ ortak bir görüş yok. Ama yine de önemli olan yabani zeytinin dünya yüzünde ilk varlığı değil, ilk ne zaman ehlileştirildiğiyse, bu mucizeyi Samilerin başardığı düşünülüyor. Kimler, nerede, ne zaman sorularına cevap ararken yapılması gereken en doğru şey bilimsel açıklamalara güven duymak… İşte uluslararası saygınlığıyla tanınan Dünya Zeytin Ansiklopedisi yazarı José M. Blazquez’in görüşü; “zeytin yetiştiriciliği yaklaşık altı bin yıl önce Anadolu’da başlamıştır.”